Okullar Arası Kros Müsabakasında Yaşadıklarım

Geçen akşam bloğum için “Hakkımda” sayfası hazırladım. Her ne kadar kendimden çok düşüncelerimi ve tecrübelerimi paylaşmak istiyor olsamda bu yazıları kimin yazdığını bilmek isteyen çıkabilir. Bu durumda doğal olarak yaşadığım eski bir olaydan da bahsetmeden geçemedim. Lise yıllarındayken katıldığım ve sonuncu olduğum kros müsabakasından bahsetmiştim. Benim için önemli bir tecrübeydi, koşuya daha sıkı sarılmamı ve her şartta yarışa tutunabilmeyi öğrenmiştim. Yıllar önce katıldığım bu yarışın raporunu yazmaya, yirmi beş yıl sonra hatırladığım kadarıyla anlatmaya karar verdim. O zamanki duygularımı ve hissettiklerimi ne derece hatırlayabilirim bilemiyorum ama yine de denemeye değer.

Okulun ilk yılıydı. Kros takımındaydım ama genellikle yalnız antreman yapıyordum, çünkü takım çok kalabalık değildi ve koşuya benim kadar ciddi bakan yoktu. O zamanlar on dört yaşındaydım ve tuhaf bir şekilde ormanda yalnız başına koşmayı sevmiştim. Bugün bile saatlerce sıkılmadan koşabiliyorum, tek kelime etmem veya bir başka canlı görmem gerekmiyor. İstediğimde dış dünyayla bağlantımı kesebilmek gibi bir özellik geliştirmiştim.

Okul şehir dışında ormanlık bir arazideydi bu sebeple antremanlarımın çoğunu arazide yapıyordum. Dönüp dolaşıp okula yakın bir yere geri geldiğimde beni görenler “Run Forest, Run!” diye bağırırdı. Bende onları mutlu etmek için şu meşhur filmde Tom Hanks’in koştuğu gibi başımı geriye atar ve dizlerimi kaldıra kaldıra bir süre koşardım. Bu birilerini gerçekten mutlu ediyordu, ben ise bunu seviyor muydum sevmiyor muydum hala bilmiyorum.

O yıllarda erkekler futbol, kızlar voleybol oynamayı tercih ederdi. Ben, koşmuyorsam basketbol oynardım, ne futbolu ne de voleybolu sevemedim. Böyle zamanlarda yani herkesin sevdiği işi yaptığı zamanlarda çıkıp 10K arazi koşusu yaptığımı hatırlıyorum. Bugün önceliği pist antremanlarına vermiş gibi görünsemde aslında koşacak yer ve zaman bulamamaktan kaynaklı bir mecburiyet benimkisi.

Antremanlarımın sürdüğü bir bahar ayında okullar arası kros müsabakasına hazırlanmaya başladık. Hazırlık aşaması çok profesyonel değildi maalesef. Bugün düşününce hatalı antreman yaptığımı görebiliyorum. Bu durum biraz da benden yana pek ümit duyulmadığından olabilir. O zamanlar okullarda üst üste kalan abiler olurdu. Fiziksel olarak aramızda ciddi farklar vardı. Normal olarak yaşça büyükler yarışlarda başı çekiyordu, bizim üstümüze çok düşülmemiş olmasını anlayışla karşılıyorum.

Bir pazar sabahı erkenden kalkıp, hiç kahvaltı etmeden yürüyerek yarışın düzenleneceği yere gittim. Adapazarı böyledir her yere yürüyebilirsiniz. Lakin yarış asfaltta yapılacaktı ama neyseki yükseklik kazanımı fazlaydı, bu konuda kendime güveniyordum. Yokuşta rakiplerimin bir çoğunu geride bırakabilirdim. Kızlar 3K yarışı yapıldı, bizde erkekler 3K yarışında bulunmak için başlangıç çizgisinde sıralandık. Yanımda abiler vardı! Bir onlara baktım bir de etrafıma. Biz çocuktuk, abiler muhtemelen sakal traşı olup gelmişti. Neyse ki insaflı davranıp başlangıçta bizleri yan yana dizdiler. Ve yarış başladı.

Kendimce iyi hazırlanmıştım. Tüm dezavantajlara inat makine misali koşuyordum. Formum iyiydi ve gücüm yerindeydi. Yarışa aşağı yukarı yüz elli kişi katılmıştı. Ben ilk yirmi kişilik grup içindeydim. On dakikada ilk iki kilometreyi tamamlamıştım, son bir atak yapıp yerimi üst sıralara çıkartmak için hızlandım. Üçüncü kilometrenin sonuna doğru geldiğimizde önümdeki koşucular bitiş çizgisinden geçip koşmaya devam etti! Sonra arkasından gelenler de koşmaya devam ettiler. Ben se tüm gücümü kullanmış olarak bitiş çizgisine ulaştım ama kimse durmuyordu. Görevliler devam edin devam edin diye bizleri yönlendirmeye başladılar. Her gelen bitkin ve şaşkın etrafına bakıp koşuyordu.

Sonradan öğrendiğimiz kadarıyla erkekler 5K yarışıyormuş! Ama bu bilgi bana ve benim gibi onlarca insana ulaşmamıştı. Koşucuların yarısı orada yarışı bıraktı. Ben ve benim gibi inatçılar bitkin bir halde yavaş yavaş son iki kilometreyi tamamladı. O gün elli sekizinci oldum. Yarışı tamamlayan son kişi, yani sonuncu oldum.

Toplama otobüsünün hemen önünden birkaç yüz metre koştuğumu hatırlıyorum. Psikolojik olarak büyük bir savaştı ama hiçbir şeyi düşünmemeye çalıştım. Ve adımı o listeye yazdırdım.

Kimseye kızmadım, kimseyi suçlamadım çünkü çok mutluyum. Katıldığım bu yarış bende derin ve kalıcı izler bıraktı; kabullenmeyi ama yılmadan devam edebilmeyi öğrendim. Koşmayı seviyordum ve onlarca insanla beraber koşmak beni daha da mutlu etti. Yarıştan önce parkuru öğrenmek gerektiğini öğrendim, ikinciye aynı hatayı bir daha asla yapmadım.

Bugün katıldığım yarışlarda hala aynı duyguları hissediyorum. Kalabalığın içinde olmak, insanlarla beraber aynı heyacanı paylaşmak, durmaksızın akan bir nehir gibi caddelere yayılmak ve geçtiğimiz her yerde izlerimizi bırakmak beni mutlu ediyor.

Kaynaklar: Image by extremis on Pixabay

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s