Güneş, günün ilk ışıklarıyla birlikte yavaş yavaş gölün üstünde yükseliyordu. Bir yandan çam ağaçlarıyla kaplı dağlardan gelen serin hava, diğer yandan gölün yosun kokulu ılık havası ciğerlerimize doluyordu. Bilinmez çiçeklerin, nemli toprağın ve sabahın kokusunu da alıyordum. Maskelerle filtrelediğimiz oksijene yazık olmasın diye kalabalıktan uzaklaşıp maskemi çıkardım. Derin derin birkaç kez nefes aldıktan sonra uykum iyice açıldı. Planladığımdan çok daha erken kalkmıştım. Biraz uyumuştum elbette ama hala yatakta olsaydım fena da olmazdı hani.
Evet, biraz uykum vardı ama gücüm kuvvetim yerindeydi. Aklıma takılan tek şey; koşarken beslenmek için kullandığım jel formundaki gıdalardan bulup alamamış olmamdı. Jel yerine, toz formunda farklı bir sporcu içeceği kullanacaktım. Daha önce bunu tecrübe etmemiş olduğum için işe yarayıp yaramayacağını bilmiyordum ve bu durum beni biraz tedirgin ediyordu. Enerjimi dengeli kullanmam daha akıllıca olacak diye düşündüm. Sonra da bu kararımı unuttum gitti.
