Sapanca Ultra Trail 40K Parkur İncelemesi

Yarış zamanı nihayet geldi. Pandemi ortaya çıktığından beri ne bir yarış koşabildik ne de bu doğrultuda bir plan yapabildik. Yarış atmosferinde koşmayı, tükenene kadar enerjimi harcamayı, yarış öncesinde duyduğum heyecanı, kısacası koşu yarışlarının hayatıma olan dokunuşlarını özlemişim. Her ne kadar bu yarışta iddialı olmasam da yarışı koşabiliyor olmak yeterli. Ve bir yarışın hakkını vermek lazım. Özellikle böyle bir zamanda kıymete binmişken hazırlanmadan koşmak yazık olur.

Daha önce defalarca yazmıştım, son iki aydır doğru düzgün antrenman yapamıyordum. Her şeye rağmen 40 kilometrelik bir parkuru yavaş yavaş tamamlayabileceğime inanıyorum. İhtiyacım olan sadece iyi bir yarış stretejisi ve planlaması. Geçen yıl bu parkuru koşmuştum. Her bir kilometresini de hatırlıyorum. Şu an içinde bulunduğum durumu da göz önünde bulundurarak iyi bir streteji geliştirebilirsem belki yarışın yarısından sonra bir ihtimal iyi bir süre için mücadele edebilirim.

Okumaya devam et “Sapanca Ultra Trail 40K Parkur İncelemesi”

Neden Eski İnsanlar Koşarken Sakatlanmazdı?

Kaynağını hatırlayamadığım bir yazıda şöyle bir paragrafla karşılaşmıştım: “Koşanların çoğu neden sık sık sakatlanır? Tabii ki, sebebi sadece aşırı yüklenme veya kemiklerinin zayıf olması değildir. Bedenimiz, koşabileceğimiz şekilde dizayn edilmiş. Ağrı sızı duymadan veya sakatlanmadan koşabiliyor olmalıydık. Atalarımız avlanmak ve beslenmek için koştular. Hamstring kasları yüzünden veya IT bantlarının gergin olmasından dolayı koşmaktan vazgeçmediler. Peki bu problemin kaynağı nedir?”

Yazının doğruluğu tartışılabilir. Kültürel birikimimizle de uyuşmayabilir. Lakin birçok yönden doğru olabileceği taraflar mevcut. Mesela avcı veya toplayıcı toplumlarda; gün içinde koşarak ya da yürüyerek ciddi mesafeler kat ediliyor olması bugün bile örneklerle ispatlanabilir.

Neyse. Elimizdeki kaynaklara göre eski insanlar, koştukları için ya hiç sakatlanmıyordu ya da çok az sakatlanıyordu. Peki bunun sebebi ne olabilir diye düşünmeden edemedim.

Okumaya devam et “Neden Eski İnsanlar Koşarken Sakatlanmazdı?”

Sürantrene Durumundayken Yaptıklarım 4. Güncelleme

Haberler iyi. Durumum her geçen gün daha iyiye gidiyor. En çok sevindiğim gelişmeyse antrenman yapma isteğimin büyük oranda geri gelmiş olması. Öğrendiğim kadarıyla bu durumu atlatamayıp sporu tamamen bırakan insanların sayısı küçümsenecek derecede değil. İtiraf etmeliyim; geçen ayki hissiyatım beni çok endişelendirmişti. Yavaş yavaş koşudan soğuduğumu hissediyordum. O günlerde her şeyin zamanla düzeleceği düşüncesine sarıldım ve nagatif hiçbir düşünceyi aklıma sokmadım. Kendimi daha çok fiziksel olarak toparlamaya odaklandım. Zira biliyordum ki çıkıp koşabilirsem, keyfim yerine gelecekti.

Vücudumum toparlanması için az yiğip öz yemeğe çalışarak, iyi uyuyarak, yorulmadan canlı yürüyüşler yaparak, beni mutlu edecek işlerle meşgul olarak sabrettim. Az yiğip öz yemeğe çalıştım çünkü gerekli vitaminleri ve mineralleri eksiksiz almalıydım. Çok yemedim çünkü vücudumun sindirimle meşgul olmasını istemedim. Her ihtimale karşı multi vitamin takviyesi de aldım ve almaya devam ediyorum. Endüstriyel Gıda Takviyesi “Supplement” kullanmadım zira enerji sistemimi tembelleştirdiğini ve gereksiz yorduğunu daha önce tespit etmiştim. Sadece ve sadece bazı istisnai durumlarda kullanıyorum.

Okumaya devam et “Sürantrene Durumundayken Yaptıklarım 4. Güncelleme”

Sürantrene Durumundan Kurtulma Planım 3. Güncelleme

Bir önceki yazımda sürantrene durumunun bendeki etkilerinden bahsetmiştim. Yaptığım araştırmalar sonunda neler yapabileceğimi düşünmeye başladım. Beni en çok zorlayan faktör nabzımdaki anormal yükselmeler. Bu durumda problemin çözümü nabız değerlerini kontrol altına almakta gizli olabilir. Yıllar boyunca vücudumun verdiği tepkileri öğrenmiş ve defalarca dersimi almıştım.! Bu bilgileri kullanarak sebep sonuç ilişkisini inceledim ve mantık yürütüp bir teori geliştirdim.

Teorime göre: “Nabız değerlerini düşük tutabildiğim sürece istediğim kadar koşabilir, kondisyonumu geliştirebilir ve vücudumdaki hasarın tamirine destek olabilirim.”

Düşük nabız değerlerinde yapılan koşuların kan akışını artırıp toparlanmayı hızlandırdığı bilimsel olarak kanıtlanmış. Ben de yıllar boyunca bu mantıkla düşük nabız antrenmanları yapmış ve faydasını görmüştüm. Bir kez daha denemenin bir zararı olmazdı.

Okumaya devam et “Sürantrene Durumundan Kurtulma Planım 3. Güncelleme”

Sürantrene Olmamın Altındaki Sebepler 2. Güncelleme

Geçen ay başlayan sürantrenman durumum halen devam ediyor. Her ne kadar zaman zaman koşuya çıkmış olsam da tekrar başlamak için henüz hazır olmadığımı görüyorum. En çok göze çarpan farklılık nabız değerlerimin yüksek olması. Normal hızlarımda koşmak istediğimde sanki Tempo Antrenmanı yapıyormuşçasına nabzım yükseliyor ve hızlıca tükeniyorum. Bu tükenişin sonunda ise birkaç gün toparlanmam gerekiyor.

Bu durumu tahlil ve tecrübe etmiş olmak bir bakıma sevindirici. Sınırlarımı bilmek ve antrenmanlarımı ona göre özgürce yapabilmek ilerleyen zamanda bana faydalı olacaktır. Ben de bu durumu avantaja çevirmek ve biran önce kurtulmak için elimden geldiğince kendimi gözlem altında tutuyorum.

İlk tespitim olan nabız değerlerinin yüksek seyretmesi meselesi sanırım bu durumun kaynağındaki sebep. Tüm kondisyonun güçten ziyade aerobik yapı üzerine kurulu olduğunu düşünürsek, nabız değerlerinden yola çıkarak bir çözüm arayabiliriz.

Okumaya devam et “Sürantrene Olmamın Altındaki Sebepler 2. Güncelleme”

Sürantrene Durumum Hakkında 1. Güncelleme

Daha önce sürantrene olduğumdan bahsederken bu durumun sadece fiziksel tarafından bahsetmişim. Aslında bunun bir de psikolojik tarafı var: canım antrenman yapmak istemiyor. Sanırım fiziksel yorgunluğun etkisiyle psikolojik bir durum da oluştu. Psikolojim, fiziksel durumumu; fiziksel durumum da psikolojimi etkiliyor. Anlaşılan bu iki etken arasında bir dengenin kurulması için daha uzun bir zamana ihtiyacım olacak.

12 Gün boyunca hiç koşmayıp, mümkün olduğunca toparlanmaya çalıştım. Aynı zamanda tekrar koşuya çıkmak isteyene kadar beklemeye de karar vermiştim. Bu süre zarfında yorgunluğum geçti. Bazı ufak tefek ağrılarım da bahaneyle kayboldu. Fiziksel olarak kendimi yenilenmiş hissediyordum. Fırsat buldukça koşu yarışlarına ait videolar izleyip koşuya olan isteğimi de tazeledim.

Okumaya devam et “Sürantrene Durumum Hakkında 1. Güncelleme”

Sürantrene Olmam Kaçınılmaz Bir Sondu

2020 Yılının ilk aylarında yoğun bir tempoda koşuyor ve sportif kondisyonumun zirvesinde ilerliyordum. Mart ayında Mersin’de düzenlenecek maratona odaklanmış. Gelmiş geçmiş en iyi maraton süremi elde edebilmek için çalışıyordum. Tabii bu antrenmanlar ciddi miktarda zaman gerektiriyordu. Yazmayı ve bir şeyler izlemeyi bırakmıştım. Zamanımın işten kalan kısmında, büyük oranda koşuyor ve az bir zamanı da kitap okumaya ayırıyordum. Yarışa iki ay kala; sinemaya gitmeyi, arkadaşlarımla vakit geçirmeyi ve bunlar gibi hayatın diğer kıymetlerini hep ileriki bir tarihe ertelemiştim. Çevremdekiler büyük bir fedakarlık göstermiş ve beni kendi halime bırakmışlardı.

Şubat ayının sonlarına doğru yorgunluğumu üstümden atamaz duruma gelmiş ve sürantrene olmakla olmamak arasındaki ince cizgiye varmıştım. Bir şekilde bu durumu önceden farkedebilmiş ve tam tükeneceğim sırada antrenmanlarımı azaltarak toparlanmaya geçmiştim. O dönemi hızlıca atlatabildiğim için şanslıydım.

Mart ayı geldiğindeyse tüm dünyayı tehdit eden Koronavirüs ülkemize de bulaşmıştı. Sanırım herkes gibi benim de sinirlerim bozulmaya başlamıştı ama koşabildiğim sürece psikolojimi sağlam tutabiliyordum. En azından bana öyle geliyordu. Lakin Mersin Maratonu’nun iptal olması tüm dengeleri değiştirdi.

Okumaya devam et “Sürantrene Olmam Kaçınılmaz Bir Sondu”

Mart Ve Nisan Aylarındaki Tüm Yarışlar İptal

Türkiye Atletizm Federasyonu bugün yaptığı bir açıklamayla Mart ve Nisan 2020’deki tüm organizasyonları iptal ettiğini duyurdu. Bu açıklamaya göre hedef yarışım olarak gördüğüm Mersin Maratonu da iptal edilmiş oldu. Dünya üzerinde yayılmaya devam eden bulaşıcı Korona Virüs nedeniyle alınan önlemler çerçevesinde alınan bu kararı saygıyla karşılıyorum. Dilerim dünya çapında süregelen bu sıkıntı bir an önce sona erer.

Benim gibi amatör sporcular için sadece bir hayal kırıklığından ibaret olan bu iptaller, profesyonel sporcular için ise zor bir çıkmaz demek. Özellikle olimpiyat kotası almaya çalışan atletlerin ne ülkemizde ne de yurt dışında bir alternatifleri kalmamış oldu. Sadece profesyonellere yönelik bazı organizaysonların tertiplenmesi gerekebilir. Tabii bu iş o kadar da kolay olmuyor. Benim gibi biri bile programındaki bir haftalık değişimle bocalıyorken, profesyonel birinin nokta atışı yapması gereken zamanlarda böyle bir bocalama şansları yok.

Okumaya devam et “Mart Ve Nisan Aylarındaki Tüm Yarışlar İptal”

Koşu Antrenmanlarında Sürantrenman (Overtraining) Olmak

Sürantrenman; uzun süren yoğun egzersizler sonunda kişinin tükenmesi, toparlanamaması ve performans kaybına uğraması olarak tanımlanır. Böyle bir duruma düştüğünüzde motivasyon kaybı, uyku bozuklukları, sakatlanma durumu, bağışıklık sisteminin zayıflaması, kaslarda zayıflama, kilo alma, nabızda düzensizlik ve duygusal bozukluklar da görülebilir. Bu belirtilerden birini yaşamadan önce hazırlıklı olmalı ve önlem alınmalıdır. Genel olan düşünce, özellikle 12 haftadan uzun süren antrenman programlarında dikkatli olmak yönündedir. Bu sebepledir ki 16 haftalık bir maraton programında ilk haftalar ciddi anlamda hafif ve kısa koşulardan oluşur. 16 Hafta ve daha uzun programların ise profesyonel bir yardım almadan uygulanması önerilmez.

İyi hazırlanmış bir antrenman programında 3 hafta sonunda, 1 hafta toparlanma amaçlı koşuların hafifletildiği ve kısaldığı bir hafta olur. Bu dönem kişiye göre 2 haftaya 1 hafta veya 1 haftaya 1 hafta şeklinde de olabilir. Böyle bir program uyguluyorsanız, programa sadık kalın ve hafif koşularınızı gerçekten hafif tempo koşun. Benim de zaman zaman dayanamayıp, toparlanma haftalarını da yoğun geçirmeye çalıştığım ve bu sebeple yukarıda bahsettiğim belirtileri yaşadığım oldu. Şayet bu konuda yeteri kadar bilgi sahibi değilseniz; profesyonelce hazırlanmış bir programı uygulayın ve programınıza sadık kalın.

Okumaya devam et “Koşu Antrenmanlarında Sürantrenman (Overtraining) Olmak”

Kışın Daha Çok Kitap Okuyabilirim Sanmıştım

Kış mevsiminin gelişiyle evde daha çok vakit geçirebileceğimi ve daha çok kitap okuyabileceğimi sanıyordum. Malesef bu kış hayal ettiğim gibi olmadı. Geçen yıl okumayı planladığım kitapların bir kısmını okuyamadım. Düzenli olarak okumaya devam edebilmiş olmaktan memnunum ama okuma hızımın da artmış olmasını çok isterdim.

Koşuya olan merakım yüzünden kitaplara ayırdığım zamanı kısmak zorunda kaldım. Bu sezon hiç yapmadığım kadar antrenman yapmaya başladım. Haftanın altı günü koşu antrenmanı yapıyorum. Normalde kalan zamanımın bir kısmını kitap okumaya, bir kısmını bir şeyler yazmaya ve bir kısmını da YouTube için içerik oluşturmaya ayırıyordum. Koşuya ayırdığım zaman artınca tekrar bir zaman tanzimi yapmam gerekti. YouTube için içerik oluşturma düşüncesini tamamen bir kenara kaldırdım. Yazmak için ayırdığım zamanı, kitap okuyabilmek için feda ettim. İşin özü son zamanlarda bol bol koşuyor ve kalan zamanda da kitap okuyorum.

Okumaya devam et “Kışın Daha Çok Kitap Okuyabilirim Sanmıştım”