Perhizimi Bozdum Da Geldim

Bir bayram daha geçti. Hem öncesinde hem de sonrasında oldukça yoğun bir iş dönemi geçirdim. İzin dönemi de olmasına istinaden pek yazacak vaktim olmadı. Daha doğrusu; okumadığım için yazmadım.

Yazmak ile okumak benim bünyemde paralel bir işlev. Biraz biraz ikisininde hayatımda olması gerekiyor. Yoğunluğum sebebiyle gündüzleri kitabı açamıyordum. Akşamları ise gözlerimi bir yere odaklayamayacak kadar yorgundum. Birkaç kez okumak için oturduysam da gözlerim hemen bulanmaya başladı. Bu gibi durumlarda okuduğumu anlamakta güçlük çektiğimi biliyorum bu sebeple okumaya çalışmanın manası yoktu.

Hiç okumadan neredeyse iki hafta geçti. Düzenli olarak okumaya başladığımdan beri ilk kez bu kadar uzun bir ara verdim. Kitap okuma perhizim bozuldu. Artık zihnimi daha güçsüz hissediyorum. Sanki her an kitap okumayı boşverecekmişim gibi. Ama elbette öyle kolay pes edecek değilim. Her şey düzene girerse problem çözülür. Eski düzenimden de hayır gelmezse kendime yeni bir düzen kurarım ve bir şekilde okumaya dönerim.

Okumaya devam et “Perhizimi Bozdum Da Geldim”

Sapanca Ultra NG Orman Koşusu Zamanı Geldi

Bu yıl yarış sezonunu Antalya Maratonu ile açmıştım. Sadece bir buçuk ay sonra, tam toparladım derken, Paris Maratonu‘yla kendimi tamamen tüketmiştim. O yarışın üstünden de henüz iki ay geçti ve bu zamanın neredeyse tamamını zorlayıcı antrenmanlardan uzak durmaya çalışarak geçirdim.

İlk yarışımdan bir hafta sonra sol bacağımda başlayan ağrı neredeyse bir ay benimleydi. Sağ dizimde güçsüzleşmekten kaynaklandığını düşündüğüm ağrılar peyda oldu. Yatağa düşmedim ama Ramazan ayı içinde bir hafta soğuk algınlığıyla da mücadele ettim. Antrenmanlarımı azaltıp, şiddettini düşürerek bu hafta sonu yapılacak Sapanca Ultra NG Orman Koşusuna hazırlanmaya çalıştım.

Okumaya devam et “Sapanca Ultra NG Orman Koşusu Zamanı Geldi”

Az Bilmek İçin Çok Okumak Gerekir

Birkaç gün önce YouTube’de bir kitap söyleşisi izledim. “Galip Çağ ile Ustaların Çağ’ı” programının bu bölümdeki konusu Kemal Tahir’in Kurt Kanunu isimli eseriydi. Her zamanki gibi çok hoş ve dolu bir sohbet oldu. Sohbetin bir yerinde Galip Çağ, Peyami Safa’nın “Az bilmek için çok okumak gerekir.” sözünü hatırlattı. Bu sözü unutmamak için bloğuma yazmaya karar verdim. Bu arada, şayet bir kitap severseniz veya en azından kitaplara yaklaşmak istiyorsanız şiddetle “Ustaların Çağ’ı” programını tavsiye ederim.

Okumaya devam et “Az Bilmek İçin Çok Okumak Gerekir”

Yoğun Bir Hafta Daha Geçti

Geçen hafta işten ve koşudan başka hiçbir şeyle ilgilenmek istemediğim bir hafta oldu. Ay sonu münasebetiyle iş yerinde yapılacak işler artmıştı. Mübarek Ramazan ayının gelişi de ayrı bir telaş yarattı. İş arkadaşlarımızdan biri de eksik olunca, gündüzleri hiç durmadan yapılacak işlerle ilgilendik.

Alışık olmadığım bir yorgunluk ve tükenmişlik hali yaşıyorum. Fiziksel yorgunluktan ziyade zihin yorgunluğu yaşadığımı söylersem daha doğru olur. Bu durum akşamları dışarı çıkmama engel oldu ve geceleri eve kapandım.

Okumaya devam et “Yoğun Bir Hafta Daha Geçti”

Bu Hafta İyice Dinlendim

Nisan ayının ikinci haftasında başlayan koşuşturma, bu hafta başında nihayet bitmişti. İş yerinde yapılması gerekenler ve hayatıma dair ertelediğim mevzular sıraya girmişti. Haftaya yaydığım bir planla, bekleyen her şeyi sonuçlandırdım. “Hiç mi ters giden bir şey olmadı?” derseniz; önemli ve zamanı geldiğinde çözümlenmeyecek hiçbir şey olmadı.

Bir taraftan da bu haftayı, birkaç hafif koşuyla geçip fiziksel olarak toparlanmaya çalıştım. Son yarışın hasar raporu da ortaya çıktı. Geçen aydan kalan sol bacağımdaki ağrıya, bir nezle ve bir de sağ diz ağrısı eklendi. Nezle bir gün vardı ertesi gün yoktu ama hafta sonuna kadar da sürdü. Sağ dizimde başlayan ağrı düz yolda yürürken bir anda ortaya çıktı. Yine geçmişten gelen başka bir sıkıntının hortlamasıydı muhtemelen. Direncin iyice düştüğü bu zamanlarda her ne kadar dikkatli olsam da sürprizler köşe başında bekler.

Okumaya devam et “Bu Hafta İyice Dinlendim”

Her Şey Yolunda Ve Raporum Hazır

Geçen hafta, alışılagelmiş rutinimin dışında geçti. Günde ortalama kırk bin adım atarak bacaklarımı bir süreliğine kullanılamaz hale getirdim. Bunun sebebi maraton koşmuş olmam değil, sonrasında dinlenmem gerekirken her gün neredeyse bir maraton mesafesi yürümüş olmamdır. Hal böyle olunca toparlanmam uzun sürecek gibi.

Hafta sonu Paris Maratonu Yarış Raporu‘mu tamamlayıp yayınladım. Raporu yarış günü yazmaya başladığımdan, yayınladığımda eski bir tarihle yayınlandı. Dolayısıyla geçen pazar günü yarışta neler olup bittiğini merak edenler varsa duyururlur.

Okumaya devam et “Her Şey Yolunda Ve Raporum Hazır”

Yarıştan Bir Hafta Sonra Başlayan Ağrı

Antrenmanlarımı ciddiye alıyorum ve planlı çalışmaya gayret gösteriyorum. Yavaş ilerliyorum ama şu zamana kadar ilerlemeyi sürdürdüğüm için kendimi doğru yolda görüyorum. Aklımın bir köşesinde her zaman “dikkat et sakatlanma” şeklinde bir uyarı mesajı durur. Ama yarış günü geldiğinde zihnimi boşaltıp, her ne pahasına olursa olsun koşarım. Üç hafta önce de aynen böyle yaptım, hiçbir şey düşünmeden koştum. Yarış esnasında bir problem yaşamadım, yarış iyi geçti ama yarıştan birkaç gün sonra, sol bacağımda bir ağrı baş gösterdi. Gecikmiş Kas Ağrısı (Delayed Onset Muscle Soreness) ile tanışmış oldum, bu durumu ilk kez yaşıyorum.

Okumaya devam et “Yarıştan Bir Hafta Sonra Başlayan Ağrı”

Hafta Sonunda Eski Arkadaşlarla Buluştum

İnsan, yaşlandıkça veya en azından hayat çarkına girdikten sonra ister istemez eski arkadaşlarını kaybediyor. Sanırım geriye sadece çok sıkı bağlar kurabildiğiniz insanlar kalıyor. Yine de kimlerle uzun yıllar görüşmeye devam edeceğinizi ya da edemeyeceğinizi zaman gösteriyor. Yaşadığınız bölgelerin uzaklığı, değişen öncelikler ve değişen ilgi odakları zaman içinde arkadaşlarınızı bir bir elekten geçiriyor. O en yakın gördüğünüz arkadaşınız bile çok hızlı bir şekilde hayatınızdan çıkabilir.

Okumaya devam et “Hafta Sonunda Eski Arkadaşlarla Buluştum”

Konuşuyorum Ama Duygudan Yoksun

Bazıları bana öğretmen gibi konuştuğumu söyler; açık, net ve anlaşılır. Bu, işim icabı edindiğim bir özellik. İşletmeci olduğum için tam olarak anlaşılma ihtiyacı hissediyorum veya bir anlaşma yapmak gerektiğinde yanlış anlaşılmaya mahal vermemem gerekiyor. Bu sebeble mecazi anlamda bir şey söylemem, duyduğunuz şey tam olarak söylediğim şeydir. Ayrıca, konuştuğum insanla mesafemi her şartta korurum. İşte bu da beni konuşmasının içine duygusunu karıştırmayan biri yapıyor.

Okumaya devam et “Konuşuyorum Ama Duygudan Yoksun”