Sapanca Ultra NG Orman Koşusu Zamanı Geldi

Bu yıl yarış sezonunu Antalya Maratonu ile açmıştım. Sadece bir buçuk ay sonra, tam toparladım derken, Paris Maratonu‘yla kendimi tamamen tüketmiştim. O yarışın üstünden de henüz iki ay geçti ve bu zamanın neredeyse tamamını zorlayıcı antremanlardan uzak durmaya çalışarak geçirdim.

İlk yarışımdan bir hafta sonra sol bacağımda başlayan ağrı neredeyse bir ay benimleydi. Sağ dizimde güçsüzleşmekten kaynaklandığını düşündüğüm ağrılar peyda oldu. Yatağa düşmedim ama Ramazan ayı içinde bir hafta soğuk algınlığıyla da mücadele ettim. Antremanlarımı azaltıp, şiddettini düşürerek bu hafta sonu yapılacak Sapanca Ultra NG Orman Koşusuna hazırlanmaya çalıştım.

Continue reading “Sapanca Ultra NG Orman Koşusu Zamanı Geldi”

Ramazan Bayramının Ardından

Elimden geldiğince dolu dolu yaşamaya çalıştığım bir Ramazan ayı oldu. Ardından yoğun bir bayram haftası geçirdim. Her ne kadar yoğun da olsam, bir yolunu bulup koşu antremanlarıma da devam ettim. Hal böyle olunca, hafta sonu yorgun ve bitkin bir hale geldim.

Geri dönüp baktığımda vaktimi boşa geçirmemiş olduğumu görüyor ve bu durumdan hoşnut oluyorum. Malum zaman geçiyor ve bazen bunun farkına vardığımızda geç kalmış oluyoruz.

Bu haftanın genel bir değerlendirmesini yapacak olursam; bayram ve bayram telaşıyla geçtiğini söyleyebilirim. Bunun anlamı bol bol akraba ve dost ziyaretlerinde bulunmuş olduğumdur. Doğru düzgün evde oturmadım. Geceleri eve geç saatlerde gelip, geldiğimde de hemen yatıp uyudum. Bu arada yazabilecek vakit bulamadığım gibi okumaya da çok az bir vakit ayırabildim.

Continue reading “Ramazan Bayramının Ardından”

Yavaş Yavaş Yine Forma Giriyorum

Art arda iki kez maraton mesafesini koşmak, formda biri için üstesinden gelinebilecek bir şey. Ama ben her iki yarışı da yüksek performansla koşmaya kalkarak ciddi bir hata yaptım. Koşudan günler sonra vücudum parçalara ayrılmaya başladı. Hani cam bir vazonun küçük bir hasar alıp, her gün üstündeki çatlağın büyümesi ve sonunda kendi kendine parçalanması gibi.

Son yarışımın üstünden kırk gün geçti ve halen gerçek anlamda toparlanabilmiş değilim. Sol bacağımdaki ağrıyla başlayan sıkıntılar bugüne kadar sürdü. Hatta geçen hafta solunum yolları enfeksiyonu geçiriyordum. Neyse ki bu haftaya iyi başladım.

Continue reading “Yavaş Yavaş Yine Forma Giriyorum”

Hastaydım Ama Antremanlara Devam Ettim

Geçen pazar günü boğazımda bir gariplik hissetmeye başlamıştım. Umursamadan haftanın uzun koşusunu tamamladım. İyice bitkin düşmüş olsam gerek ki ertesi güne hastalanmış bir şekilde uyandım. Boğazım şişmiş ve sinüslerim tamamen tıkanmıştı. Henüz ateşim çıkmamış ve öksürük başlamamıştı. Yorgundum ama yatağa düşecek halde de değildim.

Böyle durumlarda abartmayıp bir adım geri atmayı daha doğru buluyorum. Pazartesi günü için planladığım koşu antremanını iptal edip dinlendim. Ne yazık ki salı günü ateşim çıkmış ve kuru bir öksürük başlamıştı. Yatağa düşecek halde değildim hala. Yorgunluğum da gitmişti. Gerçekten dinlenmiş ve kendimi güçlenmiş hissediyordum ama solunum yollarım tamamen iptal olmuştu.

Continue reading “Hastaydım Ama Antremanlara Devam Ettim”

Yoğun Bir Hafta Daha Geçti

Geçen hafta işten ve koşudan başka hiçbir şeyle ilgilenmek istemediğim bir hafta oldu. Ay sonu münasebetiyle iş yerinde yapılacak işler artmıştı. Mübarek Ramazan ayının gelişi de ayrı bir telaş yarattı. İş arkadaşlarımızdan biri de eksik olunca, gündüzleri hiç durmadan yapılacak işlerle ilgilendik.

Alışık olmadığım bir yorgunluk ve tükenmişlik hali yaşıyorum. Fiziksel yorgunluktan ziyade zihin yorgunluğu yaşadığımı söylersem daha doğru olur. Bu durum akşamları dışarı çıkmama engel oldu ve geceleri eve kapandım.

Continue reading “Yoğun Bir Hafta Daha Geçti”

Bu Hafta İyice Dinlendim

Nisan ayının ikinci haftasında başlayan koşuşturma, bu hafta başında nihayet bitmişti. İş yerinde yapılması gerekenler ve hayatıma dair ertelediğim mevzular sıraya girmişti. Haftaya yaydığım bir planla, bekleyen her şeyi sonuçlandırdım. “Hiç mi ters giden bir şey olmadı?” derseniz; önemli ve zamanı geldiğinde çözümlenmeyecek hiçbir şey olmadı.

Bir taraftan da bu haftayı, birkaç hafif koşuyla geçip fiziksel olarak toparlanmaya çalıştım. Son yarışın hasar raporu da ortaya çıktı. Geçen aydan kalan sol bacağımdaki ağrıya, bir nezle ve bir de sağ diz ağrısı eklendi. Nezle bir gün vardı ertesi gün yoktu ama hafta sonuna kadar da sürdü. Sağ dizimde başlayan ağrı düz yolda yürürken bir anda ortaya çıktı. Yine geçmişten gelen başka bir sıkıntının hortlamasıydı muhtemelen. Direncin iyice düştüğü bu zamanlarda her ne kadar dikkatli olsam da sürprizler köşe başında bekler.

Continue reading “Bu Hafta İyice Dinlendim”

Her Şey Yolunda Ve Raporum Hazır

Geçen hafta, alışılagelmiş rutinimin dışında geçti. Günde ortalama kırk bin adım atarak bacaklarımı bir süreliğine kullanılamaz hale getirdim. Bunun sebebi maraton koşmuş olmam değil, sonrasında dinlenmem gerekirken her gün neredeyse bir maraton mesafesi yürümüş olmamdır. Hal böyle olunca toparlanmam uzun sürecek gibi.

Hafta sonu Paris Maratonu Yarış Raporu‘mu tamamlayıp yayınladım. Raporu yarış günü yazmaya başladığımdan, yayınladığımda eski bir tarihle yayınlandı. Dolayısıyla geçen pazar günü yarışta neler olup bittiğini merak edenler varsa duyururlur.

Continue reading “Her Şey Yolunda Ve Raporum Hazır”

Banksy Ve Amélie Sevdasına Ayaklarım Şişti

Artık müze gezmeyi bıraktığım için erken kalmama gerek yoktu. Ayaklarım dün fena hale geldiğinden uzun bir uyku çekip toparlanayım dedim. Buraların havasından mıdır bilemem yine erken kalktım ve istesem de uyuyamadım. Hal böyle olunca programımın güzergahını biraz değiştirip sabah ilk iş bir Banksy sokak resmini aramaya gittim. Bu seferki çok özel bir çalışmaydı; Fransa’da başörtüsünün kısıtlanmasını protesto mahiyetinde, Banksy Napolyon’un resmine kırmızı bir başörtüsü eklemişti. Uzun bir yürüyüşten sonra resmi buldum. Alışıla gelmiş diğer resimler gibi değildi, oldukça büyüktü. Ayrıca birileri bu seferki eseri fleksi camla kaplamış ve böylece zarar görmeden korunabilmiş.

Continue reading “Banksy Ve Amélie Sevdasına Ayaklarım Şişti”

Eyfel Kulesi Ve Hotel Des Invalides

Bu sabah biraz ağırdan aldım. Bacaklarım bu tempoya ayak uyduramaz hale gelmişti. Toparlanmak için biraz fazla uyudum ve otelden her zamankinden daha geç çıktım. İlk hedefim ABD’deki Özgürlük Heykelinin benzerini ziyaret etmekti. Bu heykel bildiğimiz heykeli yapan heykeltraşın diğer bir eseri. Sadece ebat olarak daha ufak. Hatta Dorsay Müzesinde aynı heykelin bir boy daha küçüğü de mevcut. Pazar günkü yazımda Dorsay’ın içinde çekilmiş bir fotoğraf paylaşmıştım, o fotoğrafta görülebilir.

Heykele vardığımda yine de erken sayılabilir bir saatti ve ortalıkta kimse yoktu. Ben ve heykel başbaşaydık. Gerçi yüksek bir kaidenin üstüne konmuş olduğundan pek yakından gördüm de diyemiyorum. Yine de heykeli görmüş oldum.

Continue reading “Eyfel Kulesi Ve Hotel Des Invalides”

Louvre Müzesinden Notre Dame Katedraline

Güzel bir güne uyandım. Neredeyse dün koşmamış gibiydim, ne bir ağrı ne bir sızı hissetmiyordum. Keyfim ve enerjim yerindeydi. Güne bu şekilde başlamak bende rahatlık ve mutluluk yarattı. Önümüzdeki birkaç gün Paris’i gezmek istiyordum. Bedenim gezmeyi kaldıramayacak olsaydı, keyfim kaçardı doğrusu. Izdırap çeke çeke dahi olsa en azından birkaç önemli yeri görmeden dönmezdim ya neyse.

Planımda bugün öncelikli olarak Louvre Müzesi’ni gezmek vardı. Bu müze dünyanın en büyük ve en önemli eserleriden bazılarını barındıran bir müze. Giriş sırasının uzunluğu efsanevi boyutlardaymış. Hal böyle olunca Versay Sarayı’ndan tecrübeyle sabahın erken saatlerinde müzenin kapısındaydım.

Continue reading “Louvre Müzesinden Notre Dame Katedraline”