Bazen düşünüyorum da; patikada koşmak istiyorsanız Kapadokya bunun için en uygun yerlerden biri olabilir.
Bu yıl yola perşembe günü çıktım. Bölgede gezmek istediğim yerlerin büyük kısmını daha önce gördüğüm için seyahatimi tamamen dinlenme odaklı planlamıştım. Hatta önceki yıllardan farklı olarak 63K yerine 38K parkurunu tercih ettim. Bu parkuru daha önce hiç koşmamıştım ancak daha kısa mesafe ve daha az irtifa kazanımı sayesinde yarışın nispeten rahat geçeceğini düşünüyordum. Amacım kendimi yormadan güzel bir hafta sonu geçirmekti.
Ürgüp’e varır varmaz yarış numaramı aldım ve doğruca otele geçtim. Fuar alanını gezmeyi ertesi güne bıraktım. Yol yorgunluğu kendini hissettirmeye başlamıştı. Ayrıca Kapadokya geceleri tahmin edilenden daha soğuk olabiliyor. Bu bölgeye geleceklerin hazırlıklı olmasını tavsiye ederim. Hırka, ceket hatta bazı akşamlar kalın bir mont bile ihtiyaç haline gelebiliyor. Tabii bu biraz da kişinin ne kadar üşüdüğüne bağlı.
İlk akşamı otelin sıcak atmosferinde dinlenerek geçirdim. Ertesi gün dinç bir şekilde uyandım. Kahvaltının ardından güneş kendini göstermeye başlayınca kısa bir koşuya çıkmaya karar verdim. Yaklaşık yarım saat boyunca hafif tempoda koştum ve güzel havanın tadını çıkardım.
Normalde yarışlardan önceki günlerim ya seyahatle ya da gezi programlarıyla geçtiği için böyle bir antrenman yapma fırsatı pek bulamam. Bu yıl ilk kez yarış öncesini tamamen dinlenmeye ayırmıştım. Bunun ne kadar iyi bir karar olduğunu o sabah bir kez daha anladım.
Öğleden sonrayı Ürgüp’te geçirdim. Her yıl biraz daha büyüyen fuar alanı bu yıl da gelişimini sürdürüyordu. Çok sayıda marka ve satıcı yer alıyordu. Katılımcılar için oldukça geniş bir ürün yelpazesi hazırlanmıştı. Bu kadar farklı seçeneği aynı anda bulabildiğimiz başka bir koşu organizasyonu hatırlamıyorum. Bu sebeple organizasyon ekibinin bu konuda ciddi emek harcadığını düşünüyorum.
Bu yıl programa eklenen 14K parkuru cuma günü koşuluyordu. Biz de arkadaşlarla birlikte bu yarışı izlemeye gittik. Başlangıcı seyrettik ve koşucuları alkışlayarak destekledik. Yarışları genellikle koşucu olarak deneyimlediğimiz için bu farklı bakış açısı hoşuma gitti.
Bence cuma günü yapılan yarış fikri oldukça başarılı olmuş. Üstelik başlangıç saati de aynı gün bölgeye ulaşacak katılımcılar düşünülerek öğleden sonraya konulmuştu. Küçük gibi görünen ama katılımcı deneyimini iyileştiren güzel detaylardı.
Günün geri kalanında arkadaşlarla vakit geçirdik. Akşam etkinlikleri keyifliydi ancak ben fazla oyalanmadım. Uykum gelmeye başlamıştı. Otele dönüp erkenden yattım.
Yarış sabahı normal bir saatte kalkıp kahvaltıya gittim. 38K parkurunun başlangıç saati, 63K ve 119K parkurlarına göre oldukça geçti. Bu sayede her yıl yaşadığımız erken kalkma telaşını yaşamadım. Rahat bir kahvaltı yaptım ve yarış saatine kadar tüm sistemlerimin çalışır hale gelmesine fırsat buldum.
Başlangıç çizgisine geldiğimde yarışa yaklaşık on dakika vardı. Hava açık ve güneşliydi. Sabah saatlerinde serin olsa da ilerleyen saatlerde sıcaklığın artacağı belliydi.
Yarış başlar başlamaz ilk tırmanışı kontrollü bir tempoyla çıktım. Planım yarışın ilk yarısında nabzımı fazla yükseltmeden ilerlemek ve ikinci yarıda durumuma göre biraz hızlanmaktı.
Kahvaltıda iki dilim ekmek, bal, reçel, sigara böreği ve kızarmış patates yemiştim. Bu yarışta herhangi bir derece hedefim olmadığı için biraz daha rahat davranıyordum. Buna rağmen yarış beslenmesi konusunda rutinimi bozmadım. Çünkü bu tür yarışlar aynı zamanda beslenme stratejilerini test etmek için de iyi bir fırsat oluyor.
Yarıştan yaklaşık on dakika önce bir enerji jeli tükettim. Sonrasında her yarım saatte bir enerji jeli, MixMey, muz veya kek gibi ürünlerle beslenmeye devam ettim. Belirlediğim bir kalori hedefi yoktu. Amacım sadece alışık olduğum düzeni sürdürmekti.
İlk bir saat boyunca ne ben kimseyi geçtim ne de beni geçen fazla kişi oldu. Herkes kontrollü bir tempoda ilerliyordu. Ancak Göreme’ye yaklaştıkça grubun hızlandığını hissetmeye başladım. Ben de farkında olmadan bu tempoya uyum sağlamıştım.
Saatime baktığımda nabzımın planladığım aralıkta olduğunu gördüm. Kendimi de iyi hissediyordum. Bu nedenle tempoyu korumaya karar verdim. Beslenme tarafında da herhangi bir problem yaşamıyordum. Güzel bir gruba denk gelmiştim. Zaman zaman birbirimizi takip ederek ilerliyor, farkında olmadan ekip halinde koşuyorduk. Bence bu da yarışın keyifli taraflarından biriydi.
Kızılçukur’a yaklaşırken hava belirgin şekilde ısındı. Şapka takmamıştım. Güneş kremi de sürmemiştim. Bunun bedelini kısa sürede ödemeye başladım.
Asıl dikkatimi çeken ise toz oldu. Önümdeki bir koşucunun yere attığı her adımda havaya ince bir toz bulutu yükseliyordu. Toprak neredeyse pudra kıvamındaydı. Ayağınızı bastığınız anda etrafı toz kaplıyordu.
Ayrım noktasına kadar ciddi miktarda toz soluduğumuzu düşünüyorum. Sonrasında daha geniş toprak yollara çıktık. Hâlâ tozluydu ama ilk bölüm kadar değildi.
Bu sırada tempomu korumaya çalışsam da hafif hafif yavaşlamaya başlamıştım. Başlangıçta birlikte ilerlediğimiz grup dağılmıştı ve artık yalnız koşuyordum. Bir süre sonra birkaç kişinin beni geçtiğini görünce toparlandım. Hemen arkalarına takıldım ve gözden kaybetmemeye çalıştım.
Yarışın son bölümü sorunsuz geçti. Bitiş çizgisinden geçtiğimde hâlâ kendimi iyi hissediyordum. İkram edilen yemekleri yedikten sonra da toparlanmam hızlı oldu. Hemen üzerimi değiştirdim ve birkaç kat daha giyindim.
Ancak yarışın etkilerini akşam saatlerinde hissetmeye başladım. Yuttuğumuz tozdan mı yoksa sonrasında üşütmüş olmaktan mı bilmiyorum ama boğazım tamamen tahriş olmuştu. Gün boyunca ne kadar su içtiğimi hatırlamıyorum. İçtikçe susuyor, susadıkça tekrar su içiyordum. Dudaklarım çatlamıştı. Sonradan düşününce, fark ettiğimden çok daha fazla sıvı kaybetmiş olabileceğimi düşünüyorum. Kendime gelmem birkaç gün sürdü.
Akşam yapılan etkinliklere kısa süreliğine katıldım. Ortam oldukça güzeldi fakat uyuma isteğim her şeyden baskın çıkıyordu. Bu sebeple fazla geç saate kalmadan otele döndüm.
Ertesi gün öğlene doğru dönüş yoluna çıktım. Kapadokya yine her zamanki gibi etkileyiciydi. Farklı parkurlarda defalarca koşmuş olmama rağmen bu coğrafya insana her gelişinde başka bir şey gösteriyor. Belki de beni tekrar tekrar buraya getiren şey tam olarak budur. Koşmak için güzel bir yer olduğu kesin. Ama sanırım Kapadokya’yı özel yapan şey yalnızca parkurları değil; insanın burada geçirdiği zamanın da en az koşunun kendisi kadar keyifli olmasıdır.
