Kaçkar Dağları Milli Parkında yıllardır bir ultra maraton düzenleniyor. Bana çok uzak gelen bir yer olması sebebiyle daha önce gitmeyi hiç düşünmedim. Ulaşımın ve konaklamanın ayrıca bir efor istiyor olması sebebiyle bu yarış bana hiç çekici gelmedi. Taki bu yıl uluslararası bir organizasyon tarafından yapılacağı ve Turizm Bakanlığı tarafından destekleneceğini duyana kadar.
Bu gelişmenin yarışa olan katılımı ciddi oranda artıracağını öngörebiliyordum. Bir yarış ne kadar kalabalık olursa beni o kadar cezbediyor. Özellikle patika koşularının kalabalık olması, yarış esnasında kendimi güvende hissetmem için önemli bir etken. Zira ülkemizdeki vahşi hayvan hareketliliği oldukça fazla. Yani bu yarıştan tek beklentim; Kaçkar’ın eteklerinde koşarken yarışın kalabalık olmasıydı.
Birkaç arkadaş birbirimizi teşvik ettik ve sonunda kendimizi 100K kategorisine kaydolmuş bulduk. 100K kategorisi; mesafe ve irtifa kazanımına göre belirlenen bir kategori. Katılacağım bu yarış 74 km uzunluğunda ve toplamda 6000 metre irtifa kazanımlı bir yarış olacaktı. Her 100 metre irtifa kazanımı için mesafeye bir kilometre ekleniyor. Yani 6000 metre irtifa kazanımı toplam mesafeye 60 km olarak ilave edilmekte. 74 + 60 = 134 km. Bu sebeple bu yarış 74 km olmasına rağmen irtifa kazanımından dolayı 100K kategorisi olarak nitelendiriliyor.
Bu yarışın rotası Kaçkar Dağları’nın eteklerinde birçok yayladan geçmekteydi. Huser, çeymakçur yaylası ve Ayder gibi 12 farklı yaylayı tek seferde görmek mümkün olacaktı. Fakat yarış günü yaklaştıkça bu bölgede hava şartları değişti. Fırtına koptu ve Fırtına deresi önüne çıkan her şeyi yıkıp geçti. Tam bir doğal afet yaşanmış diyebiliriz. Neyseki yetkililer son derece azim ve dikkatle çalışarak yarış gününden birkaç gün öncesinde tüm onarımları yaparak bu organizasyonun yapılabilmesini mümkün kıldı. (Mevzu bahis olmuşken bu onarımlarda ve organizasyonda çalışan herkese teşekkürlerimi iletiyorum.)
Perşembe günü yola çıktık. Yoldayken zirvedeki tehlikeli bölgelerden dolayı 100K kategorisinin iptal olduğu haberi geldi. İsteyenlere 20K veya 50K kategorisinde koşabilme şansı tanımışlardı. Biraz moralimin bozulduğunu itiraf etmeliyim. Bütün yaz sürekli yokuş çıkıp inmiştim. Bu kadar tırmanıştan sonra iyice yavaşlamıştım. Bütün bu fedakarlığı 100K kategorisi için yapmıştım. Emeğim boşa gitmiş gibi bir hissiyata kapıldım. Fakat çok zaman geçmeden olaya pozitif yönden bakmaya başladım. 50K kategorisini daha hızlı koşabilir ve kazandığım dayanıklılığı test edebilirdim diye düşünmeye başladım. Bu düşünce yavaş yavaş zihnimde yer etti ve bu düşünceyi sevmeye başladım.
İlk fırsatta yarış numaralarımızı almaya gittik. Ortam kalabalıklaşmadan alalım istiyorduk. Fakat herkes bizim gibi düşünmüş olmalı ki sıra beklemek zorunda kaldık. Sonrasında bir problem yaşamadan numaralarımızı aldık ve alanda gezmeye başladık.
Alan büyük ve dolu görünüyordu. Bazı markalar büyük metrekareler kullanıyordu. Yağmurun zaman zaman çiselemesini ve ayakkabılarımızın biraz çamurlandığını saymazsak biz çok keyif aldık. Zaten zamanımızın büyük bir kısmını da bu alanda geçirdik ve diğer arkadaşlarla burada buluştuk.
Hava sakinleşmiş ve ortamın gerginliği azalmıştı. Herkesi cumartesi sabahı koşacağımız yarışa motive olmuş gördüm. Tüm olumsuzluklara rağmen eğlenmeye bakacaktık…
Cumartesi sabahı klasik rutinimi uyguladım. Erken kalkıp 500 ml suya karbonhidrat tozu karıştırarak yavaş yavaş içmeye ve bir yandan da hazırlanmaya başladım. Devamında bir muz ve yarıştan 15 dakika önce de bir enerji jeli tükettim. Yürüyerek başlangıç alanına gidip yerimi aldım.
Mâlesef bir düzensizlik hakimdi. Numaralarımıza göre çıkış kapılarının düzenlenmiş olmasını umuyordum. Kalabalık yarışlarda bu kapılara muhtacız. Aksi durumda birbirimize zorluk çıkarır ve başlangıçta keyfimizi kaçırabiliriz. Planladığımızdan daha hızlı veya daha yavaş ilerlememize de sebep olabilir. Her iki durumu da istemeyiz. Bu sebeple çıkış kapıları en modern düşüncedir. Bunu başarıyla uygulayan organizasyonlar da benim gözümde kıymetlenir.
Neyse ki ortalarda bir yere güç bela sıkışabildim. Başlangıç tagının ve çevrenin bir iki fotoğrafını çektim. Hazır ve motive bir şekilde yarışın başlamasını bekledim. Tulum ezgileri eşliğinde yarış başladı. Çevremizi yöresel kıyafetler giymiş insanlar ve çevre ilçelerden geldiklerini düşündüğüm yerli halk kaplamıştı. Kendimi gerçek anlamda Rize’de hissettim. Havasını içime çektim ve var gücümle yarışa başladım.
İlk kilometreleri hızlı geçmeye çalışıp tırmanışta arkalarda kalmamaya çalıştım. Biraz fazla efor sarfetmek zorunda kaldığım doğrudur ama ilerleyen kilometrelerde buna deyeceğini biliyordum. Çok geçmeden dik bir çıkışla karşılaştık. Ben ve çevremdeki gurup yürüyüşe geçti. kısa süreli trafik sıkışıklığı yaşasak da büyük bir problem olmadı. Ayder Yayla’sının üst bölgelerinden dolanıp tekrar yaylanın içine geri döndük. Başlangıç çizgisinden tekrar geçerek az önce tırmandığımız yolu tekrar tırmanmaya başladık. Tek farkı bir daha geri dönmeyip ve Huser Yaylası’na doğru zirve tırmanışına devam etmiş olmamız.
Tırmanış uzun ve zorluydu. Zaman zaman trafik sıkışıklığı yaşadığımız ve yavaşlamak zorunda kaldığımız yerler oldu fakat büyük bir bölümde koşabilenlerin koşabileceği geniş açıklıklarla ilerledik. Zirveye yaklaştıkça çıktığımız yoldan inen atletleri görmeye başladık. Hızlı bir yarış oluyordu. Rekabet hat safhadaydı. Ben de bu rekabeti izlemekten keyif aldım.
Zirvede hava çok soğudu. Etraf kar öbekleriyle doluydu. Bu senenin ilk karına dokundum. Bir avuç elime aldım ve elimde erimesini sağladım. Bu arada kısa kollu tişört giyiyordum. Üşüdüğümü anca hissetmiştim. Yağmurluğum kolay yerdeydi ama kontrol noktasına yaklaştığım için üstüme giymeyi erteledim. Bu kontrol noktasında sütlaç vardı. İlk defa bir yarışta sütlaç yedim. Çok iyi geldi ve çok beğendim. Bir daha rastlarsam tekrar yemek isterim. Sütlaç dışında waffle kurabiyesi de vardı. Bu waffle’lardan iki tanesini elime alıp kemire kemire koşmaya devam ettim.
Ellerim boşalınca yağmurluğumu giydim. Fakat geç kalınmış bir hamle olduğunu kısa sürede anladım. Zirveden çok hızlı indik ve hava sıcaklığı hızlıca yükseldi. Yağmurluğumu çıkarıp yine çantama tıktım. Bir daha da ihtiyaç duymamış olabilirim. Zaten koşu boyunca yağmur da yağmadı. Hava sisli pusluydu ama çok sakindi.
Zaman zaman hava açıyor ve etrafımızı gömemize müsade ediyordu. Bölgenin doğal güzelliğini tatmadık değiliz. Tabii ki havanın günlük güneşlik olmasını çok isterdim ama bu sefer kısmet olmadı. Doğanın, yeşilliğin, ormanın, derelerin ve tüm bu güzelliklerin keyfini çıkara çıkara koştum. Genel olarak her yarım saatte bir beslenmeye çalıştım. Enerji jeli ve MixMey Meyve pastilini dönüşümlü olarak kullandım. Kontrol noktalarında varsa waffle kurabilerinden muhakkak aldım ve diğer ürünlerle beslenmemi destekledim. Bir problem yaşamadım ve her şey yolunda gitti.
Yarışın sonlarına doğru tırmanışlara alışmıştım. Fakat hızımı artıramıyordum. Zemin hızlanmak için müsait olmadığı gibi patikada sürekli birileri oluyordu. Önümdekini geçmek için enerji harcamak yerine gücümü son inişe saklamayı düşüdüm. Sonuçta nihayi amacım önümdekini geçmek değil, yarışı güçlü bitirmekti. Bu plana olabildiğince sadık kalarak ilerledim.
Son tırmanışın bitmiş olduğunu uzun bir süre bayır aşağı koştuktan sonra farkettim. Uygun zemine gelince de kendimi saldım. O noktadan sonrası için ne planım ne de stratejim yoktu. Yarışın sonunu hayal edip tüm gücümle koştum. Keyifle ve sağlıkla yarışı bitirdim.
Organizasyon alanında yemek olduğunu sonradan öğrendim. Yemek bölümünü buldum ve ne ikram edildiyse yedim. Toparlanmak için olabildiğince hızlı hareket etmem gerekiyordu çünkü iki hafta sonra başka bir yarışım olacaktı. Ondan bir hafta sonra da bir başka yarışım daha. Toparlanmak birinci önceliğimdi. Terim soğumadan otele gidip vakit kaybetmeden kendimi sıcak bir yere attım. Soğuk her ne kadar hissettirmese de bir süre sonra donmaya başladığımı söylemeliyim. Şansımı zorlamadım diyelim.
Genel olarak yarıştan çok memnun kaldım. Kalabalık bir yarış oldu. Bakanlık seviyesinde desteklenmiş olması da ortamın kalitesini artırmış. Eksiklikler ve şikayetler var ama ilk kez düzenleniyor olması ve hava muhalefeti gibi bir durum yaşanmış olmasından dolayı kabul edilebilir olduğunu düşünüyorum. Tabii bu benim şahsi düşüncemdir. Bir başkası böyle düşünmeyebilir.
İyi geçtiğini düşündüğüm bu yarıştan sonra kısa bir Rize şehir merkezi turu da yaptık. Bahaneyle görebildiğimiz her yeri görmeye ve gezmeye çalıştık. Önümüzdeki yıl şartlar uygun olursa tekrar gelmek isterim. Göremediğimiz yaylaları da görmek istiyorum…
