Bugün Sapanca Ultra Trail’in Medium Trail 40K parkurundaydım. Katılımın oldukça yüksek olduğu yarış, daha ilk metrelerden itibaren bizi ormanın derinliklerine taşıdı. Parkurun neredeyse tamamı patikalardan oluşuyordu. Yarış boyunca asfaltla karşılaşmadık diyebilirim. Kökler, taşlar, dar geçişler ve teknik bölümler zaman zaman koşmayı oldukça zorlaştırdı. Önümüze çıkan doğal engeller ise yarışın karakterini belirleyen unsurlardan biriydi.
Yarış başladığında hava sıcaklığı zaten yüksekti. Saatler ilerledikçe sıcaklık daha da arttı ve ormanın içindeki yoğun nemle birleşince nefes almak zorlaştı. Geçen yıl aynı parkuru koştuğumda hava sıcaklığı neredeyse on derece daha düşüktü. Bu nedenle bu yıl çok daha farklı şartlarla mücadele etmek zorunda kaldım.
42 kilometrelik parkur, 1.500 metreden fazla irtifa kazanımına sahip. Yarışın başından sonuna kadar devam eden uzun tırmanışlar nedeniyle birçok noktada yürümek kaçınılmaz hale geliyor. Fakat patikaların bizi götürdüğü yerleri gördükçe harcanan her adımın buna değdiğini düşünüyordum.
Sapanca‘nın ormanları bugün adeta tüm güzelliğini sergiledi. Yemyeşil atmosfer, yol boyunca karşımıza çıkan su kaynakları ve açmış Orman Gülleri, parkuru bir yarıştan çok doğanın içinde yapılan uzun bir keşif yolculuğuna dönüştürdü. Bazı bölümlerde kendimi bir tablonun içinde koşuyormuş gibi hissettim.
Yarış parkuruna veya işaretlemelere dair söyleyebileceğim hiçbir olumsuzluk yok. Ancak yarışın kalabalık olmasından dolayı başlangıç alanında bazı sıkıntılar yaşandı. Her zamanki gibi başlangıç çizgisinin biraz gerisinde yerimi almış olmama rağmen, yeni gelen koşucular başlangıca ön bölümden girdiler. Daha da arkaya itildikçe itildik. Geri gidin anonsları ile önümde yüzlerce kişi birikti. Yıllardır bu mesafelerde ilk yirmi-otuz içinde yer aldığımı düşünürseniz, ilk kilometrelerde ilerlememin ne kadar zor olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Arayı kapatabilmek için planladığımdan daha hızlı başlamak ve sürekli birilerini geçmeye çalışmak zorunda kaldım. Geçen yılın sonuçlarıyla karşılaştırdığımda, daha ilk kilometrelerde yaklaşık on dakika kaybetmiş olduğumu görüyorum. Benim gibi süre hedefiyle koşan biri için bu durum ister istemez can sıkıcı oluyor.
Geçen yıl saniyeler içinde geçtiğim şelale geçişinde bu yıl tamamen durup sıra beklemek zorunda kaldım. Görevliler sporcuları tek tek geçiriyordu. Dolayısıyla ciddi bir kuyruk oluştu. Benden sonra gelenler için durumun daha da kötü olduğunu duydum.

Dünyanın en büyük patika yarışlarında da benzer sıralar oluşabiliyor. İnsanlar bunu normal karşılıyorlar ama genellikle gözden kaçan önemli bir ayrıntı var. Bu yarışlarda neredeyse her zaman dalgalı başlangıç uygulanıyor. Şahsen katıldığım bir yurt dışı yarışında gruplar beşer dakika arayla start almıştı. Orada da sıra oluşan bir bölümden geçtik ancak hızlı koşucular önde olduğu için trafik çok daha akıcı ilerliyordu.
Koşan insan sayısının giderek arttığı günümüzde dalgalı başlangıcın artık bir tercih değil, bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. Özellikle bu kültürün yeni gelişmeye başladığı ülkemizde çok daha büyük bir ihtiyaç haline geldi. Spor İstanbul’un yıllardır bu konuda ciddi emek vermesine rağmen tam anlamıyla istediği sonuca ulaşamamasının sebeplerinden biri de bu olabilir.
Patika yarışlarının elinde ise önemli bir avantaj var. ITRA tarafından tutulan kayıtlar sayesinde sporcuların geçmiş performansları ve puanları biliniyor. Kapadokya Ultra gibi büyük organizasyonlar bu puanları kullanarak başlangıç alanlarını düzenliyor. Bence mümkün olan her yarışın bu sistemi kullanması gerekiyor. Başlangıç alanlarını düzenlemenin en doğru ve en adil yolu bu. Aksi halde kalabalık arttıkça aynı problemler tekrar yaşanmaya devam edecek.

Yarışın yarısına geçen yılki süremden on iki dakika geride ulaştım. Muhtemelen daha yorgundum da. Hava sıcaklığının bunda büyük etkisi vardı ancak kalabalıktan kaynaklanan zaman kayıplarının da payı küçümsenemezdi. Bu farkın kapanabilecek bir fark olmadığını görünce yarışın kalan kısmında sakin ilerlemeye ve yarışı keyifle tamamlamaya karar verdim.
Kendimce sürdürebildiğim bir tempo tutturdum. Düz ve iniş olan her yerde koşuyor, hafif de olsa yokuşla karşılaştığımda yürüyordum. Ormanın seslerini dinliyor, daha önce gözümden kaçmış manzaraların tadını çıkarıyordum. Yarışı koşarken geçtiğim yerleri ilk defa görüyormuşum gibi hissettim. Hatta bir ara rotanın değişmiş olduğunu bile düşündüm.

Oysa rota geçen yılkiyle birebir aynıydı. Sanırım değişen doğanın kendisiydi. Toprak yer değiştiriyor, su yeni yollar açıyor, erozyon ve insan müdahalesi çevreyi sürekli dönüştürüyor. Önümüzdeki yıl aynı rotada koşsak bile yine bambaşka bir parkur göreceğimizden eminim.
Yarışın son bölümü büyük oranda yokuş aşağı ve oldukça koşulabilir. Gücünüz yerindeyse burada çok hızlı ilerlemek mümkün. Benim için durum biraz farklıydı. Yarışın sonucunu kabullenmiş ve kendi ritmime dönmüştüm. Sağımızdan akan derenin sesine kuşlar eşlik ediyordu. Zaman zaman yüzlerce metre yukarıdan geçen yolcu uçaklarının sesi duyuluyordu. Etraf o kadar sessiz ve huzurluydu ki bunu tarif etmek zor.

Uzun süre yalnız ilerledikten sonra, son kontrol noktasına ulaştım. Buradan sonrası tamamen koşulabilen sert zeminli bir orman yoluydu. Sağımızda ve solumuzda kestane ağaçları uzanıyordu. Yarış boyunca oksijene o kadar doymuştum ki hafif bir trans halinde koşuyordum.
Bitişe iyice yaklaştığımızda tekrar tek kişilik patikalara girdik. Bitki örtüsü tamamen değişmişti. Tanımadığım ağaçların ve otların arasında ilerliyordum. En ufak bir ses bile duyulmuyordu. Sanırım yoğun bitki örtüsü sesleri emiyordu. Son yüz metreye kadar nerede olduğumu kestiremedim. İnsan elinin değdiği ilk yapıyı gördüğümde yarışın sonuna geldiğimi anladım.

Bir yarışı daha sağlıklı ve mutlu bir şekilde tamamladım. Güçlü bitirdim diyemem ama kötü de hissetmiyordum. Sadece geçen yıla göre daha yavaş koşmuş olmak beni üzmüştü. Öte yandan bu tür sonuçlar benim için her zaman yeni bir motivasyon kaynağı olmuştur. Daha iyi hazırlanmak ve daha iyi koşabilmek için önümde yeni bir sebep vardır artık.
Şimdiden gelecek yılın planlarını yapmaya başladım bile. Nerede daha iyi koşabilirdim, hangi hataları yaptım ve süreyi nasıl geliştirebilirim diye düşünüyorum…
Not: Bu yarışta bir de video kaydettim. İzlemek isterseniz linki aşağıya bırakıyorum.

Sedat Hocam, ayaklarınıza sağlık. Tekrar koşmuş gibi his ettim.
Çok teşekkür ederim Mehmet Mezher bey. Sizlerin de ayaklarına sağlık. Ayrıca aldığınız derece için tekrar kutluyorum. Başarılarınız daim olsun.