Bu yarışı seviyorum. Teknik bir parkuru yok. Dağcılık faaliyetine dönüşen yarışlardan değil. O tarz yarışların ayrı bir yeri var tabii ki ama ben büyük oranda koşulabilir arazi yarışlarını seviyorum. “Dağ Aşma” maratonlarını ya da “Sky” maratonlarını değil. Tırmanış olmalı ama bu yokuşları koşarak çıkabilmeliyim. Önümdeki insanları beklemek zorunda kalacağım tek kişilik geçişler olmamalı. Özellikle daha yarışın başında önümdeki insanları beklemek zorunda kaldığım bir yarışa katılmayı asla istemem. İdeal bir yarışta en azından ilk 5 kilometrenin geniş bir yolda olmasını beklerim. Bu sayede hızlı koşucular daha hızlı başlayabilir ve parkurda sıkışma yaşanmaz. Sapanca Ultra Maratonu istediğim bu özelliklere sahip. Şayet günün birinde 100K ve üstü gibi bir mesafe eklenirse, şu ana kadar hiç koşmadığım bu mesafeleri bu coğrafyada deneyimlemek isterim.
Sapanca doğa harikası bir yer. Farklı hava koşullarında farklı güzellikler barındırıyor. Geçen yıl sağanak yağmur altında bambaşka bir yarış koşmuştuk ama bu yıl çok sıcak bir havada daha başka bir yarış koştuk. Sapanca’nın bize göstereceği daha çok güzellikleri olduğuna eminim. İmkânım el verdikçe kısa veya uzun mesafe ayırdetmeksizin bu yarışa katılmaya devam edeceğim.
Bu yılki edisyonda 40K parkurundaydım. Çok keyifli bir yarış geçirdim. Mükemmel şartlarda ve kondisyonumun iyi olduğu bir zamanda istediğim gibi sürdürebildiğim bir yarış oldu. Parkuru biliyor olmamın avantajını kullanıp, yarışın sonuna kadar planladığım gibi koşabildim…
Cuma ikindi vaktinden sonra yarış numaramızı aldık. Fuar alanı önceki yıllara göre daha az ilgi görüyordu. Bunun sebebini havanın aşırı sıcak olmasına bağlıyorum. Hava normalde bu mevsimde bu kadar sıcak olmazdı. Mevsim normallerinin beş on derece fazlasıydı sanırım. Dolayısıyla insanlar fuar alanında çok vakit geçirmeden ortadan kaybolmayı tercih ediyorlardı. Bu durum organizasyonun havasını bozuyordu muhakkak ama elden bir şey gelmezdi. Ben de o sıcakta çok fazla kalamadım doğrusu…
Cumartesi günü 06:00 civarında fuar alanına geldik. Yolda açık bir yer bulup iki poğaça yemiş ve bir çay içmiştim. Yanımda taşıdığım bisküviden de birkaç tane yarış öncesi yedim. Midem boş durmasın ve sindirim bir yandan devam etsin istedim. Bu düşüncenin bilimsel bir tarafı var mıdır varsa nasıldır bilmiyorum ama koşucular arasındaki inanışa göre; koşmaya başladığımızda şayet midemiz boşsa sindirim yavaşlıyor hatta yarım saat sonunda tamamen duruyor. Vücut sindirim sisteminin kana ihtiyacı olmadığını düşündüğü için o bölgeye kan pompalamak yerine bacaklara takviye yapmayı daha doğru buluyormuş. Bu sebeple koşuya başlamadan önce mideyi meşgul etmek ve koşu boyunca maksimum yarım saatte bir, bir şeyler atıştırmak gerekliymiş. Ben de bu mantıkla hareket ederek her 30 dakikada bir bir şeyler atıştırdım.

Yarış saat 07:00’de başladı. 24K,40K ve 60K koşanlar aynı anda yarışa başladılar. Yol geniş olduğu için hiç bir problem olmadı. Kısa bir süre kalabalığa eşlik ettikten sonra ilk gurubun hemen arkasına geçtim. Yarışı ilk gurupla götüremeyeceğimi biliyordum. Bu sebeple planımdan hızlı başlamak hatalı bir girişim olacaktı. İlk beş kilometreyi daha sakin geçmeyi planladım.
Aslında hava serin olsaydı ilk guruba takılmaya çalışabilirdim. Böylece tırmanışta kaybedeceğim zamanı biraz olsun telafi etme şansım olurdu ama hava çok sıcak olacaktı. Bu sebeple sakin başlayıp yarışın sonuna doğru gücümü saklamayı düşündüm.
Tırmanışa başlamadan hemen önce bir enerji jeli tüketip iki adet tuz hapı aldım. İlk beslenmemi yapınca ardından batonlarımı açtım. Beşinci kilometrede tırmanış başladı. Son dönemde genişletilen orman yolu, yan yana üç kişinin geçebilmesine imkan tanıyor. Bu sayede aceleci davranmadan kendi hızımla tırmanabildim.
Yarışın başı olduğu için koşanların gücü yerindeydi. Kimse kimseyi geçemiyordu. Kendime uygun bir yer bulduğumu düşünüyordum. Çok dik noktalarda yürüyor, biraz koşulabilir yerlerde hemen koşmaya başlıyordum. Biraz yürü biraz koş şeklinde devam ettim. Yolda karşılaştığım kaynak sularıyla başımı ıslatıp serinlemeye çalıştım. Buralarda durup birkaç saniye kaybetmek sonradan bana birkaç dakika kazandırmıştır. Çünkü hava giderek daha da ısınıyordu. Yükseklerde daha serin olacağını tahmin ediyordum ama henüz hava serinlemiyor tam tersi giderek daha da ısınıyordu. Temkinli olmayı seçtim.
İlk Ayrım Kontrol Noktası’nda 21K koşucuları sağa giderken biz ve 60K koşanlar sola doğru gittik. Burada yarım şişe su içtim ama kendi şişelerimi doldurmadım. Böylece su takviyesi yapmış oldum ama daha az vakit kaybettim.
10K civarında ikinci beslenmemi de yaptım. Hava serinlemeye başlamıştı ve artık ben de yarışa mental olarak katılmıştım. Sadece bir sonraki hareketimi düşünüyor ve planlıyordum. Her şey yolunda gittiği için artık hızlanmaya başlamanın yerinde olacağına karar verip kendimi bıraktım.
Saat başı iki adet tuz hapı almayı unutmamaya çalıştım. Bu yarışta belki de en çok üstünde durduğum ve dikkat ettiğim konu bu oldu. Aşırı sıcaklarda tuz kaybımın çok yüksek olduğunu bildiğim için bu konuya daha fazla dikkat ettim. Tabii beslenmemi de bu doğrultuda planlamıştım. Beş kilometrede bir, enerji jeli veya mixmey meyve barı tüketmeye devam ettim. Bunu 24K kontrol noktasına kadar sürdürdüm.
Meyve barı ile jel kombinasyonu geçen yıldan beri sürdürdüğüm bir beslenme biçimi. Bir şekilde aşırı sıcak ve aşırı soğuk havalarda bu beslenme biçimi bende işe yarıyor. Yine de her ihtimale karşı yanımda bisküvi de bulunduruyorum. En azından bir sonraki kontrol noktasına kadar hiçbir şey yiyemez hale gelirsem farklı bir şeyler yemeğe çalışabileyim diye yanımda bulunduruyorum.
16K civarında yol biraz biraz düzleşmeye başlamıştı. Bu kısımda batonumu kaldırıp beslenmemi yaptım. Karşılaştığım yokuşları batonsuz tırmanmaya başladım. Erken mi davrandım diye düşünürken bir sonraki kontrol noktası göründü. Bu kontrol noktasında yanımdaki 500 mililitrelik şişelerden birini tamamen doldurdum ve çeyrek limon yedim. Çok hızlı hareket etmiştim. Sanırım 30 saniye gibi bir sürede kontrol noktasından ayrılmayı başardım.
Hemen sonrasındaki yokuşu da batonsuz tırmanmayı planlamıştım. Batonu açıp kapamak için vakit harcamak istemiyordum. Artık yarışın sonunu garanti altına aldığımı düşündüğüm için son gücümle devam edecektim. Burası son yokuştu ve çok uzun sürmedi. Sonrasında kendimi saldım. Vücudumun gidebildiği kadar hızlı gitmesine izin verdim.
21K’ya kadar inişler çıkışlar kesilmedi. Bu bölümde bisküvi tüketebilecek miyim diye görmek istedim ve birkaç bisküvi yedim. Bu hızda giderken çok zor oldu ama yine de beslenmeye devam edebiliyordum. Beslenmemi yaptığım için 24K’daki kontrol noktasında durmadan geçtim. Suyum yetecek gibi görünüyordu ve yanımda hâlâ yeteri kadar beslenmem vardı.
Sonraki on kilometrenin neredeyse tamamı bayır aşağı. Yolu bildiğim için (Burada daha önce kaybolmuşluğum da var.) işaretlere dahi bakmadan son hızımla inmeye başladım. Bu bölüm çılgınlar gibi koşulabilecek toprak bir yol. Size yol boyunca küçük bir dere eşlik ediyor. Bazen kaynaklardan gelen sular önünüze çıkıyor ve bu dereye karışıyor. Fakat hızınızı kesecek hiçbir engel yok. İstediğiniz kadar hızlı koşabiliyorsunuz.
33K’da dar patikaya gireceğimizi düşünerek öncesinde son beslenmemi yaptım. Teleferik kontrol noktasında bizi aşağı yönlendirdiler. Sanıyorum havanın çok sıcak olmasından dolayı bir önlemdi bu. Daha önceki yıllarda da böyle bir parkur değişikliği yaşamıştık. Hava çok sıcak olduğunda (Sanırım ambulasların ulaşımı kolay olsun diye.) dar patika geçişi yerine koşuyu asfalt yoldan tamamlıyoruz. Bu benim için bir avantajdı. Asfalta iyi durumda inebilmiştim ve sıcağa karşı aklimasyonum (ya da aklimatizasyonum) iyi durumdaydı. Yani sıcağa iyi adapte olabilmiştim. Bunu sağlayabilmek için güneş altında koşmuş hatta serin günlerde rüzgarlık gibi üstler giyerek kendimi zorlamıştım. Bu çalışma işe yaradı. Sıcakla en ufak bir problem yaşamadım. Hava çok ısınmıştı ve artık asfalttan koştuğumuz için sıcak daha fazla etkili oluyordu. Ama bir şekilde hızımı korumayı başardım.
Son kilometreye girene kadar tek amacım hızımı korumak oldu. Göl kıyısına gelince kalan tüm gücümle koşup yarışı bitirmeyi düşünüyordum. Birinin beni geçmesini umursamadığım için arkama bakmadan ilerledim. Bitiş çizgisine yaklaşırken bir haraketlilik oldu. Bir iki saniye algılayamadım. Bu alkışlar benim için olamazdı herhalde! Kadınlar birincisi hemen arkamdaymış. Bana yetiştiğini fark etmemiştim. Anlaşılan çok hızlı gelip aramızdaki farkı kapatmıştı. Bitiş çizgisinde durup kadınlar birincisinin gelişini izledim.
Sapanca Ultra artık gerçekten tecrübeli bir organizasyon. Eksiği yok. Profesyonel bir ekip tarafından yapılıyor. Önümüzdeki yıllarda daha da büyüyeceğini düşünüyorum. Belki ilgi çekebilmek için farklı mesafeler ilave etmeliler. Ama kesinlikle şu anki mesafeleri bozmamalılar. 6K, 13K, 24K, 40K, 60K ve 100K şeklide yapılabilir.
Sapanca Ultra Trail gerçekten muhteşem. Muhakkak koşmalısınız…

Yorum bırakın