Sapanca Ultra Medium Trail 40K 2025

Bu yıl harika bir yarış oldu. Rotaların tamamı güncellenmişti. Büyük oranda daha önce hiç koşmadığımız yerlerden geçtik. Sapanca Ultra Maratonu’nun ilk yıllarındaki gibi sık bitki örtüsüyle kaplı dar patikalardan, özgürce akan su kaynaklarından ve dikkat gerektiren zor yerlerden geçtik. Zaman içinde orman yollarından koşulan bir yarışa evrildiği için nispeten kolay bir kros yarışı olarak bildiğimiz bu yarış artık oldukça zor bir patika yarışı. Tanıdığım kişiler arasında hemen hemen herkes yarışın zorlaştığı konusunda hemfikir. Diğer yandan herkes yarışın çok daha iyi bir hale geldiği konusunda da hemfikir.

Yarış büyük oranda hala koşulabilir bir parkura sahip fakat yol yarışlarına alışık insanlar için uygun değil. En azından patika yarışlarının ne olduğu konusunda bir miktar bilgi sahibi olmak gerekli. Neyle karşılaşacağını bilmeyenler bu yarışta çok zorlanacaktır. Patika ayakkabısı giymek şart. Su kaynaklarını geçişlerde ve vadilerdeyse dikkatli olmak hayati önem arzediyor. Baton kullanabileceğiniz yerler kısıtlı olduğu için artık baton kullanmanın çok faydalı olmayacağını söyleyebilirim ama her parkurda hala ciddi irtifa kazanımı mevcut. Kısacası Sapanca Ultra Maratonu yepyeni bir yarışa dönüşmüş. Ve bence hala Türkiye’deki en iyi ilk beş patika yarıştan biri.

Parkurların değişmesiyle birlikte organizasyon alanının yeri de değişmiş. Sapanca teleferik hattının üst istasyonu başlangıç ve bitiş yeri olarak düşünülmüş. Katılımcılar ücretsiz olarak teleferiği kullanabildi. Cumartesi günü yarış numaralarımızı almaya giderken nereden ve nasıl gideceğimizi tecrübe ettik. Bu sebeple sabah erken saatlerde zorlanmadan ve sorunsuz bir şekilde organizasyon alanına ulaşabildik.

Organizasyon alanına ulaşmak zor değil ama bazı sıkıntılar doğuruyor. Yanınızda sizi desteklemeye gelmek isteyenler için indirimli ücret ödenmesi gerekti. Oraya geldikten sonra yarış bitene kadar yapacak pek bir şey olmadığı için gelmek istemeyenler oldu. Bu alanda sizi meşgul edecek şeyler var ama sanıyorum bir saat sonunda sıkılmaya başlayabilirsiniz. Organizasyon alanını teleferikten bağımsız bir yere taşıyabilirlese ya da teleferiği sınırsız kullanım hakkı tanıyıp tüm gün ücretsiz yapabilirlerse problem olmaktan çıkabilir. İnsanlar genel olarak bu alana araçlarıyla gelmek istemişlerdi ama organizatörün ricasıyla bir çoğumuz bundan vazgeçtik. Çünkü alan otopark kapasitesi olarak çok kısıtlı imkanlara sahip. Belki bir alternatif olarak otopark problemi çözülebilirse teleferik istasyonu başarılı bir organizasyon alanı olabilir. Zira ben de teleferiğe bağımlı olmayı sevmedim. Hatta kalabalık olacağı ve yarış alanına ulaşmakta problem yaşayacağımızdan endişe ettiğim için alana çok daha erken geldim. Bir problem olmadı ama ister istemez endişe duydum.

Ben her zamanki gibi 40K Parkurundaydım. Bu parkur 60K parkuruyla yollarını paylaşıyor. Bu sebeple sabah her iki parkur yarışa beraber başladı. Oldukça geniş toprak bir yoldan koşarak yarışa başladık. Kısa bir mesafe sonra tırmanmaya başladık. Bu tırmanış birkaç kilometre sürdü. Bu tırmanış sayesinde hızlı koşucular geriden başlamak zorunda kalmışlarsa da arayı kapatıp öne geçebildi. Ben ortada bir yerlerde başlamıştım ama bu bölümde ister istemez hızlanıp ön gurubun arkasında yer aldım.

Çok geçmeden patikaya giriş yaptık. Burada görevliler bizi yönlendirdi. Bu sayede patikayı kaçıran olmamıştır. Patika iki kişinin rahatlıkla koşulabileceği genişlikteydi. Toprak zemin çalı çırpı ve yapraklarla örtülüydü. Ağaçlar sık ve büyük olduğu için güneş ışığı üzerimize belli belirsiz çarpıyordu. Buna rağmen çevre aydınlık ve görüş açısı son derece iyiydi. Bu sayede patikada rahatlıkla ilerleyebildik.

Patika biraz aşağı ve çoğunlukla yukarı olmak üzere inişler ve çıkışlarla doluydu. Bu çıkışların ve inişlerin neredeyse tamamı koşulabilir bir eğime sahipti. Zaman zaman yol düzleşince de hızımızı artırabiliyorduk. Sayısını hatırlamadığım kadar çok sayıda küçük dereden¹ geçtik. Biz bu derelerden geçerken ayakkabılarımız hiç ıslanmadı. Genelde bir metreyi geçmeyen genişliklerde veya ortalarında basılabilecek bir yüksekliği olan yerlerdi. Gerçi yüzlerce kişi geçtikten sonra basılacak yerler ezilmiş ve su altında kalmış olabilir. Bu sebeple diğer parkurlarda koşanlar suya girmiş olabilir, bu konuda net bir bilgim yok.

Bu bölümde tek bir zorlayıcı geçişimiz oldu. Orada akan dere bir şelale oluşturmuş ve dolayısıyla dere yatağında bir vadi oluşturmak istemiş gibi kesmeye başlamıştı. Ayağımızın altındaki kayalar her an oynayacakmış gibi duruyor ve güven vermiyordu. Bu sebeple herkes buradan kontrollü bir şekilde ve tek sıra halinde geçti. Tek sıra olmak demek sıra beklemek demek. Neyseki çok beklemeden geçebildik.

Şelaleden sonra biraz iniş olsa da ardından uzun bir tırmanışımız oldu. Yine orman içinde ilerledik. Kuş sesleri her yeri kaplıyor ve burnumuza güzel kokular geliyordu. Henüz yorulmamış olduğum için bu bölümü de hızlı geçebildim.

Ardından uzun bir süre ilerleyeceğimiz dere yatağına indik. Bu iniş biraz dikkatli ve yavaş olmayı gerektiriyor. Zemin çok düz değil ve ayağınızın altındaki toprak her an kayabilecek kadar yumuşak. Dikkatli indikten sonra problem olmayacak bir yer diyebilirim.

Dere yatağı önceki yıllarda 60K parkurunun kullandığı rotada vardı. Ben de 60K koştuğum sene buradan geçmiştim. En zor ve en dikkatli geçilmesi gereken yer burası. Şayet ayaklarınızın ıslanmasını istemiyorsanız çok çok yavaş ilerlemelisiniz. Bunu umursamıyorsanız suya girebilir ve suyun içinde ilerleyebilirsiniz. Daha önce burada koşarken ayağım kaymış ve iki taşın arasına girmişti. Çok şükür bir sakatlık yaşamadım ama ucuz atlattığımı söylemeliyim. Sadece canımın yanmasıyla kaldım. Bunu da bildiğim için burayı yavaş geçmeye çalıştım.

Altıoluk Yaylası’nda bir kontrol noktası vardı. Burada 60K ve 40K koşanlar ayrıldılar. Sonrasında orman yollarından ilerlemeye başladık. Bir süre sonra bir tırmanış daha olacağını bildiğim için biraz hızlanmaya çalıştım. Tırmanışa kadar tempolu giderek süremi iyileştirmek istedim. Havanın ısınmasıyla koşmak da zorlaşmaya başladı. Yavaş yavaş yorgunluk da baş göstermişti. Tırmanışta gücüm tükenmeye başladı.

Son tırmanış olduğunu bildiğim için yavaşlamamaya çalıştım. Sonrasında bitiş çizgisine kadar bayır aşağı koşulabilir bir yol olacağını biliyordum. Bu sebeple yokuşu olabildiğince iyi çıkmak için kendimi zorladım.

Tırmanış bitince önce eğimsiz bir yoldan ilerledik. Ardından beklediğim iniş başladı. Burada kalan gücümle inmeye başladım. Çok rahat koşulabilir bir bölüm burası. Daha önceki yıllarda da bu yoldan inmiştik. Antrenmanlarda da bu yolu kullandığım çok olmuştur. Bu sebeple buraya aşinayım.

Sıcak etkilemeye başlayınca, işin rengi değişmeye başladı. Koşmak zorlaştıkça yavaşlıyordum. Aynı zamanda diğer parkurlarla birleşmeye başlamıştık. Sürekli yanımdan geçip duranlar olması biraz canlandırıcı oldu. Tabii bu insanların diğer parkur koşucuları olduğunu biliyordum ama yine de ne kadar yavaş ilerlediğimin farkına varmıştım. Bu sebeple biraz zorlamaya başladım.

Son kilometrelerde yine patikaya girdik. Burada zemin çok bozuktu ve merdiven vari inişlerle karşılaştım. İyice yorulduğum için olsa gerek burası da bana çok zor geldi. Zordu ama çok güzel bir geçişti. İri yapraklı bitkilerle kaplı, yemyeşil bir patika geçişiydi. Buna gerçekten değdi.

Bitiş çizgisine metreler kalana kadar ne bir ses ne de bir belirti yoktu. Yeşilliğin içinden çıktığınızda çalan müziğin sesini duymaya ve organizasyon alanını görmeye başlıyorsunuz. Oraya gelene kadar duyabildiğimiz sadece kuş sesleri oldu.

Bitiş çizgisinden geçtikten sonra enerjim bir anda tükendi. Oraya gelene kadar iyi dayanmışım. Karşılaştığım arkadaşlarım beni hemen bir köşeye çekip ilgilenmeye başladılar. Sponsorların dağıttığı yiyecek ve içeceklerden alıp getirdiler. Olabildiğince hızlı beslenmeye çalıştım. Enerji seviyemin normale dönmesi yarım saat kadar sürdü. Beni bu kadar etkilemiş olanın yarışın sonunda karşılaştığım sıcak olduğunu düşünüyorum. Sıcak beni zorlarken ben de kendimi daha fazla zorlayarak hızlanmaya çalışmıştım. Halbuki hızımı korumuş olsaydım yarış bitiminde enerjim tükenmiş olmayacaktı. Ama bu bir yarış. Yarışta kendimi zorlamayacaksam ne zaman zorlamalıyım ki! Sonrasında yatıp istediğim kadar dinlenebileceksem bunun bir önemi yok bence…

¹ Bu akarsuların büyüklüğünü belirtmek için dere tabiri uygun olacaktır. Zira dere en küçük akarsu türüdür. Zaman zaman su miktarı artar, zaman zaman tamamen kuruyabilir. Çoğu zaman belli belirsiz akar. Daha büyük akarsuları ve gölleri besler.

Posted in

Yorum bırakın