Vienna City Marathon 42K 2025

Nisan ayının ilk haftasında Viyana Maratonu’nda koştum. Hayatım boyunca koştuğum en soğuk yarıştı. Büyük Atatürk Koşusu‘nda kar yağarken koştuğumda bile bu kadar üşümemiştim. Termometreler sıfıra yakın gösteriyordu ama saatte 20-30 kilometre hızlara ulaşan rüzgar hissedilir sıcaklığı önemli derecede değiştiriyordu. Yarışın başından sonuna kadar soğuktan titredim…

Cumartesi günü kitlerimizi Max Hall adında bir fuar kompleksinden aldık. Merkeze yakın bir yerdi. Ulaşımı da kolaydı. Fakat fuar alanına yaklaştığımızda herhangi bir yönlendirmeyle karşılaşmamamız kafamızı karştırdı. Fuar alanının kapısına gelene kadar nereye gideceğimizi bilemedik. Bu konuda telefonumdaki navigasyon uygulamasına güvenmekten başka bir çarem yoktu. Halbu ki metro istasyonundan sonra basit yönlendirmeler işi kolaylaştırabilirdi.

Fuar alanı büyüktü ve çok fazla stant vardı. Neredeyse İstanbul Maratonu’na denk ya da fazlası diyebilirim. Kitlerimizi sorunsuz bir şekilde aldık. Bize birkaç gün önce gönderdikleri “Marathon Pass” görseli ve pasaport ile tüm işlemlerimiz halloldu. Sonrasında alışveriş stantlarını gezip, vakit geçirdik…

Gün boyu yürüdüm. Viyana’yı gezebildiğim kadar gezmeye çalıştım. Çocuk koşunu izledim ve çocuklara destek vermeye çalıştım. Çocuk koşusu, cumartesi öğleden sonra başlayıp akşama kadar sürdü. Dalga dalga farklı yaş gurupları koştu. En son okullar arası bir koşu yapıldı. Akşam üstü de yetişkinler için 5K yarışı vardı ama ben dinlenmek için otele dönmeye karar verdim. Hava soğumaya da başlamıştı. Pazar sabahı zor bir yarış olacağı o saatten belliydi…

Pazar sabahı saat 06:00 gibi uyandım. Bir Carb3+ karışımı hazırlayıp yavaş yavaş içtim. Ardından otelin kahvaltı salonuna indim. İki adet reçelli tost ekmeyi, bir bardak portakal suyu, bir muz ve bir fincan kahve içtim. Sonrasında tekrar odaya gidip hazırlandım.

Üstüme tişört, onun üstüne eşofman üstü ve son kat olarak rüzgarlık giydim. Altımda uzun koşu pantolonu vardı. Bere ve eldiven de giydim. Çıkarması kolay ve taşıması da zor olmayacaktı. Neredeyse tüm kış bu kıyafetle koştuğum için hiç rahatsızlık hissetmiyordum. Üşümemek çok daha önemliydi benim için.

Ulaşım koşuculara ücretsizdi. Metro hattı aracılığıyla başlangıç alanına gittim. Alanda yaklaşık 20.000 kişi olduğunu tahmin ediyorum. Bitiren sayısına bakacak olursak bu sayının daha sonra artmış olması muhtemel. Ben hemen rüzgardan korunabileceğim bir bina aralığına sığındım. Yarışın başlamasını bekleyecek ve doğrudan koşuya başlayacaktım. Böylece rüzgara daha az maruz kalabilecektim. Fakat tuvalete gitme ihtiyacı hasıl oldu. Uzun bir sıra beklemek zorunda kaldım. Bu esnada elit atletler için başlangıç verildi.

Tuvaletten çıktıktan sonra hemen yerimi aldım ve beklemeye başladım. Elitlerden sonra A kapısına izin verdiler. Ben B kapısındaydım ve başlamam 10-15 dakika sürdü. Bu esnada güneş açtı ve ortalığı ısıtmaya başladı. Şehir içine girince rüzgarın etkisinin de azalacağını umut ediyordum.

Yarış başlar başlamaz Tuna nehrinin üstünden geçmeye başladık. Köprüde hafif bir yokuş vardı. Yokuş biter bitmez herkes hızlandı. Ben de kendime bir yer bulana kadar bekledim. Çok fazla sağa ve sola geçmeden ilerlemeye başladım. Yol çok genişti bu sebeple tüm kalabalığı kaldırıyordu. Sıkıntı yaşamadan ilerledim.

Şehrin içine girer girmez sağlı sollu destekçiler bizi karşılamaya başladı. Yarışın sonuna kadar da bağrışlardan ve alkışlardan eksik kalmadık. Tek derdim soğuktu. Rüzgar binaların arasında dahi çok kuvvetli bir şekilde esiyordu. Önümdeki koşucuların rüzgarı biraz kesmesini umdum ama o da mümkün olmadı. Rüzgar dört bir yandan esmeye devam etti.

İlk on kilometre tamamlanınca biraz ısındık. Güneş kendini iyice göstermişti ve rüzgar yavaşlamıştı. Üstümdeki rüzgarlığı, bereyi ve eldivenleri çıkardım. Yol kenarında bekleyen arkadaşlarıma rastlayınca da bunları onlara bırakıp yola devam ettim. Hava toparlıyor ve ısınıyor gibiydi. Sonuçta her zaman böyle olur. Sabah çok soğuktur ama sonradan ısınır. Ama malesef burada öyle olmadı. Rüzgarlığımı verdiğime pişman oldum. Hava bir anda değişti ve tekrar soğudu.

Yolun yarısından sonra neredeyse sonuna kadar rüzgarı boğazımda ve göğsümde hissettim. Soğuk hava ciğerlerime her dolduğunda bir acı duyuyordum. Yarıştan sonra hastalanacağım düşüncesinin artık bir önemi kalmamıştı. Muhtemelen o saatten sonra giyinmenin de bir önemi olmayacaktı.

Yarışa başlamadan 15 dakika önce bir jel tüketmiştim. Yarış başladıktan sonraki her 30 dakika da bir bir jel tüketmeye devam ettim. Yolda verdikleri yarım muzu da yediğimi hatırlıyorum. Onun dışında ara ara birkaç yudum su içtim.

Çok su tüketmemiş ve yarıştan önce tuvalete de gitmiş olmama rağmen tekrar küçük tuvalete gitme ihtiyacı hissettim. Seyyar tuvaletleri aramaya başladım. Neredeyse 5 kilometre sabrettikten sonra seyyar tuvalet olmadığına kanaat getirdim. Organizasyona söylenmeye başladım. Şehrin içinde çalılık da yok. Her yer park bahçe ama açıklık. Sağda solda bir sürü insan. Olacak iş değildi. Yarışa olan tüm konsantrasyonumu kaybettim. Yarışı bırakmak alternatiflerim arasındaydı.

“Naschmarkt” diye adlandırılan pazar yerinde karşılaştığım umumi tuvaletlerin kapıları kilitliydi. Çok ciddiyim. Bu arada kafeler ve restoranlar da kapalıydı. İş gittikçe kötüleşti.

Şansıma bir kavşak kenarında çalılık bir alan buldum. İşim aşağı yukarı bir dakika sürdü. O kadar sıvı tüketmemiş olmama rağmen soğuk havanın etkisi olsa gerek uzun uzun iş gördüm. Neyseki tekrar yarışa dönmüştüm.

Schönbrunn Sarayı’na geldiğimizde takım yarışlarının değişim noktası olduğunu düşündüğüm bir alandan geçtik. Bu alanda seyyar tuvaletler vardı ama sıra bekleyen insanlar çok fazlaydı. Acaba müsade istesem önden girmeme izin verirler miydi bilmiyorum. Ama bu tuvaletler bizim kullanmamız için değildi eminim.

Sarayın olduğu bölge merkezden bir miktar daha yüksek bir alanmış. Bu sebeple uzunca bir süre hafif bir yokuş çıktığımızı inmeye başlayınca anladım. Yoksa yokuş kendini hissettirmedi. Geldiğimiz yolun paralelinde başka bir caddeden ilerlemeye devam ettik. Tekrar merkeze doğru koşuyorduk. Sağda solda destekçiler burada da kalabalık guruplar oluşturmaya devam ediyordu. Gürültü hiç kesilmedi.

Kendimi iyi hissediyordum. Soğuğu artık önemsemiyordum. Battı balık yan gider düşüncesiyle devam ettim. İstediğim hızdan bir parça daha da iyiydim ama yarışın sonunda neler olacaktı görecektik. Henüz Ramazan’dan çıkmıştık. Tüm ay boyunca iyi antrenman yapamamış ve düzgün beslenememiştim. Bozulan uyku düzenim de cabasıydı. Fakat bir şekilde iyi gidiyordum.

Opera binasının önünden geçtikten sonra yol ikiye ayrıldı. 21K koşanlar sağa, 42K koşanlar sola geçti. Bu saatten sonra yollar sakinleşmeye de başladı. Hem koşucu sayısı düşmüştü hem de koşucular arasındaki fark açılmıştı.

Yarışın buradan sonraki bölümünde tempomu rahatlıkla koruyabilmeye başladım. Hava biraz daha mı ısınmıştı yoksa rüzgar mı durmuştu emin değilim ama koşmak artık daha kolay geliyordu. Keyfim yerinde ilerlemeye devam ettim.

Bir süre sonra Tuna nehrinin bir koluna paralel ilerlemeye başladık. Önce bir yakasından koştuk sonra köprüden geçerek diğer yakasından devam ettik. İzleyiciler buralarda çok seyrekleşmişti ama yine de ülkemizdeki izleyici sayılarıyla kıyaslanması mümkün değil. Yalnız kaldığımızı söyleyemeyeceğim. Adım başı öbekleşmiş insanların tezahüratlarıyla karşılaşmaya devam ettik.

Prater Park’a tekrar geri döndük. Yarışın başlarında buradan kısa süreliğine geçmiştik. Bu sefer parkın bir ucundan öbür ucuna gidip geldik. Bu park yaklaşık 3-4 kilometrelik düz bir asfalt yola sahip. Burası 2019 yılında Eliud Kipchoge’nin iki saatin altında maraton koştuğu özel parkur. Sağı solu ağaçlarla kaplı ve herdaim trafiğe kapalı bir alan. Oldukça da geniş. Biraz düşününce koşucular için yapılmış mükemmel bir parkur olduğunu söyleyebilirim. Acaba bu rekor denemesi için mi yapıldı yoksa daha önceden de var mıydı?

Parkı terkedip tekrar şehrin içine girdiğimizde artık yarışın sonu geliyordu. Enerjimin yavaş yavaş tükenmeye başladığını hissediyordum. Özellikle 35. kilometreden sonrasına odaklandım. Yarışın bu bölümünde insan kendini iyi hisseder ve son 10 kilometreyi hızlı geçmek ister. Fakat birkaç kilometre sonra tüm enerjisini yitirmiş olur. Bunu defalarca yaşadığım için acele etmedim.

Gerçekten de 35. kilometreyi geçtikten sonra enerjim bir anda tükendi. Neyseki aceleci davranmamış ve hızımı korumuştum. Bu sebepten dolayı da kalan mesafeyi bu hızda bitirebildim. Hızlanmış olsaydım belki de yürümek zorunda bile kalabilirdim.

Yarışı beni mutlu edecek bir sürede tamamladım. En iyi sürem değildi ama yıllardır koştuğum sürelere benzer bir süreydi. Yani yaşım ilerlemesine rağmen kondisyonumu koruyordum. Diğer yandan bu yarışa hazırlanamamış olmama rağmen yine de kötü bir sonuç elde etmemiştim. Bu sevindirici bir sonuçtu.

Yarışın bitiminde bir erzak torbası verdiler. İçinden proteinli süt, muz, su, Powerade, elma ve protein bar çıktı. Bir köşeye çekilip biraz atıştırdım. Fakat soğuk havanın etkisiyle hemen üşümeye başladım. En yakın metro istasyonuna gidip içeride dinlenmeye karar verdim. İstasyona varana kadar titremeye başladım. Baktım bu iş böyle olmayacak, olabildiğince hızlı bir şekilde otele gitmeye karar verdim…

Üstümü değiştirdim, biraz dinlendim ve yemek yedim. Sonrasında bacaklarım kendine gelsin diye yürüyüşe çıktım. Viyana küçük bir şehir olduğu için her yere yürüyerek gidebiliyordum. Sedanter insanlar için bu akıl almaz gelebilir ama uzun mesafe koşucuları için her yer iki adımlık mesafeden ibaret. Bir şehri tanımanın ve görmenin en güzel yolu yürümektir. Araçla veya metroyla bir yere giderken yürüyen bir insanın gördüklerini göremez, duyduklarını duyamaz ve kokladığı kokuları koklayamazsınız. Bu sebeple bacaklarımın ne kadar ağrıdığının hiç mi hiç önemi yok…

“Günümüzde otomobil, kentlerde tıkanıklara neden olmasına ve gündelik trajediler yaratmasına rağmen gündelik yaşamın kraliçesidir; milyonlarca insan için bedeni neredeyse gereksiz hale getirmiştir.”

David Le Breton’a ait “Yürümeye Övgü” adındaki kitabından bir alıntıdır.
Posted in

“Vienna City Marathon 42K 2025” için bir cevap

  1. İş Bankası İstanbul Yarı Maratonu 21K 2025 – Sedat Kurtuluş Avatar

    […] ayı çok yorucu geçti. Ramazan Bayramı’nın hareketli günlerinin ardından bir maraton ve çok vakit geçmeden de İznik’te 25K koştum. Bu iki yarışın ardından oldukça […]

    Beğen

Yorum bırakın