Bu yarışı seviyorum. Teknik bir parkuru yok. Dağcılık faaliyetine dönüşen yarışlardan değil. O tarz yarışların ayrı bir yeri var tabii ki ama ben büyük oranda koşulabilir arazi yarışlarını seviyorum. “Dağ Aşma” maratonlarını ya da “Sky” maratonlarını değil. Tırmanış olmalı ama bu yokuşları koşarak çıkabilmeliyim. Önümdeki insanları beklemek zorunda kalacağım tek kişilik geçişler olmamalı. Özellikle daha yarışın başında önümdeki insanları beklemek zorunda kaldığım bir yarışa katılmayı asla istemem. İdeal bir yarışta en azından ilk 5 kilometrenin geniş bir yolda olmasını beklerim. Bu sayede hızlı koşucular daha hızlı başlayabilir ve parkurda sıkışma yaşanmaz. Sapanca Ultra Maratonu istediğim bu özelliklere sahip. Şayet günün birinde 100K ve üstü gibi bir mesafe eklenirse, şu ana kadar hiç koşmadığım bu mesafeleri bu coğrafyada deneyimlemek isterim.
Sapanca doğa harikası bir yer. Farklı hava koşullarında farklı güzellikler barındırıyor. Geçen yıl sağanak yağmur altında bambaşka bir yarış koşmuştuk ama bu yıl çok sıcak bir havada daha başka bir yarış koştuk. Sapanca’nın bize göstereceği daha çok güzellikleri olduğuna eminim. İmkânım el verdikçe kısa veya uzun mesafe ayırdetmeksizin bu yarışa katılmaya devam edeceğim.
Bu yılki edisyonda 40K parkurundaydım. Çok keyifli bir yarış geçirdim. Mükemmel şartlarda ve kondisyonumun iyi olduğu bir zamanda istediğim gibi sürdürebildiğim bir yarış oldu. Parkuru biliyor olmamın avantajını kullanıp, yarışın sonuna kadar planladığım gibi koşabildim…









